Kara bir gölde
debelenir durur hep
Zeus'un oğlu.
Yunus
Onat Kutlar,
İshak,
Yapı Kredi Yayınları,
1999: 25-29.
Öykü forumdan kaldırılmıştır. Bkz.: Forum İşleyişi
Onat Kutlar,
İshak,
Yapı Kredi Yayınları,
1999: 25-29.
Öykü forumdan kaldırılmıştır. Bkz.: Forum İşleyişi
|
Yazar: özak
Gün çekilirken her şey daha gerçek, pervasız ve yalın. Yalnızlık daha ürkünç. Uyusam geçer belki ya da şuracıkta ölüversem. Yok olsam incinmem artık şu var olma saçmalığından.
Nasıl dingin, huzurlu bir sabaha uyanmıştım oysa. Son...
|
|
Yazar: gönenç kaytaz
Merdivenleri dörder beşer iniyor, daha az önce baktığım kol saatime tekrar bakıyordum. Neredeyse akşam olmuştu. Akrebi sekizin üzerine doğru çeken yelkovan kalbimin atışlarını tekrar hızlandırmış ve böyle anlarda her zaman yaptığım gibi...
|
|
Yazar: Mehmet Sürücü
Lodosun sokaktan havalandırıp, kahvehanenin açık kapısından içeri savurduğu mor soğan kabukları, havada kararsız hareketlerle dalgalandıktan sonra, birisi pencereye doğru yönelirken, bir diğeri sıcak su kazanının kenarına çarparak,...
|
|
Yazar: özak
Gecikti mi servis? Yok var daha. Ben huzursuzlandım. Çocuğun keyfi yerinde oysa. Çizdiği yamuk doğruda sekip duruyor mutlu ve güleç. Akşama dek gelmese servis, şikayetsiz oynar böylece. Bir de ben kurtulsam şu müşteki halimden. Perdeyi...
|
|
Yazar: Mehmet Sürücü
Akşama doğru, gölgeler duvar diplerinden, sokağın ortasına doğru uzamaya başladığında, öğlen kesilip, tekrar esmeye başlayan poyraz, akasyanın sararmaya başlamış yapraklarından birkaçını daha dibine dökerek, altında yatan, yırtık, pis,...
|
Siz de öykülerinizi bizimle paylaşmak isterseniz, işe şu başlığa göz atmakla başlayabilirsiniz: "Uzun Hikâye'de Öykü Yayımlamak"
Re: Yunus
Yunus'un konuşmaları, bir yetişkinin konuşmaları gibi değilde bir çocuğukiler gibi sanki.
Bu paragrafta anlatılanlara sinmiş bir "kutsal"lık geliyor kulağıma. Öykünün geneline hakim olan ağır hava (ölüm) burada başka bir boyut kazanıyor gibi. 'Uzun duvar' ve dilek taşları Kudüs'ü (Ağlama Duvarı'nı) hatırlatıyor ister istemez. Paragraf boyunca yapılan tasvirler de eski bir tekkeden söz edildiği izlenimi yaratıyor ("mescit" diyor zaten). Tabii bir de Yunus'un okuduğu kalın kitap var. Bunun bir kutsal kitap olduğunu düşünüyorum. Ama belirli bir kutsal kitap değil de genel olarak "kutsal kitaplar" söz konusu olan bence.
Bu "boşluk" daha önce okuduğumuz öykülerde de karşımıza çıktı ("Hadi", "İshak"). Bunun yanı sıra bu öyküde de sık sık bu boşluğa göndermelerde bulunuluyor. Annenin sol elinin olmayan küçük parmağından söz ediliyor meselâ. Sonra şu cümleler: "içimdeki bütün o boşluk kuyularının anlam kazandığını (...)" "Ölüm, Yusuf amcamın içini oyuyormuş." Bir de tabii ölen kuşun hafiflemesi var.
Öykü, bir horozun ötüşüyle bitiyor. "Horozlar"daki büyükannenin vakitsiz ötmesi gibi değil, başka türlü bir ötüş bu. Sabahı, yeni doğanı, hayatı haber veren bir ötüş.
Re: Yunus
Şu aralar ağır bir hastalık süreci ve üst üste yığılan işler sebebiyle bu öyküye gereken ilgiyi gösteremedim. En kısa zamanda tekrar okuyup yorumlarımı yazacağım.
Re: Yunus
Geçmiş olsun.
Re: Yunus
Yunus tedirgin edici bir öykü. Konusu, atmosferi, dili; öyküdeki hemen her öğe bu tedirginlik duygusu üzerine kurulmuş. İlk okuyuşumda ayırdına varmamıştım; giriş cümlesinde yer alan saat bile bu tedirginlikten payını almış.
Geri mi kalmış bu saat, yoksa fazlasıyla ileriyi mi göstermekte karar vermekte zorlanıyorum.
Üçüncü cümlede "romen sayıları" tanımı yanlış kullanılmış, "romen rakamları" olacak.
Sayı meselesi öykünün ilk cümlelerinde arka arkaya tekrarlanmış. Sanki yazar bir şeyleri saymamızı istiyor; ya da bize bir geri sayımı yaşatmak derdinde.
Öyküde karşılaştığımız ilk kişi, anne. Sanki amca üzerineymiş gibi görünen öykünün aslında anneye ithafen yazıldığını düşünüyorum ben. Takunyalarla başlayan anne imgesi, takunyaların uykulu iki küreğe benzetilmesiyle düşsel denizlere açılmak isteğiyle dolu, fakat ev işleri etrafında belirlenmiş bir yaşama bağlanıyor.
Daha önce üzerinde durduk mu anımsamıyorum; ama Kutlar'ın İkinci Yeni'den epey beslenen bir dili var.
"Gömülmüş evren": daha sonra dönebilecek miyim bu tanımın soluksuz örtüsüne? Öykünün her cümlesi değil, her tamlaması üzerine bir makale yazılabilir gibi hissediyorum onu yeniden okurken.
Ölüm etrafında dönen fikirler daha önceki öykülerde de karşımıza çıkan "taş" ve "kırık ayna" imgelerine bağlanıyor. Sanırım buradaki "taş"ı, "yerinde olma", "değişememe" çağrışımıyla ve "kırık aynalar"ı da temsil ilişkisi üzerinden kişinin kendine dair imgesinin zaman için parçalanmasıyla özdeşleştirebiliriz.
Öykünün devamında işlenen boşluk fikrini daha önce İshak öyküsü üzerine konuşurken değerlendirmiştik. Lacancı terminolojide bu terimin ne anlama geldiğini gösteren doğru bir anlatım aradım. En yakını Monokl dergisinin Lacan özel sayısından yapılan şu alıntıydı:
Annenin beşinci parmağının yokluğunun "farkına varmak" bu boşluk-hakikat anlayışıyla paralel düşünülebilir mi?
Dede figürü üzerinde durmalı diye düşünüyorum. Ancak epey uğraşmayı gerekli kılıyor böyle bir girişim. Padişahtan korkmayan, eski bir derebeyi olan, uzun deneyler sonucu edinilmiş inatçılığıyla etrafa korku salan bu adam sanki öyküye biraz büyük geliyor. Başka bir öyküde izi sürülecek bir karakter gibi.
At ölmek üzere, avluda kuş ölüsü... Ölmek kaçıp gitmenin tek yolu gibi.
İshak'ta olduğu gibi bu öyküde de yıkıntılarda buluşma belirleyici bir imge. Çocukla amcanın yıkılmış bir mescidin bir odasında buluşmaları... Öyle detaylı anlatılmış ki bu yıkıntılar. İnsan ister istemez ürküyor. Amcanın burada okuduğu kitabın kutsal bir içerim taşıdığını düşündüğünü belirtmiş Eren. Öyküde "bir çalgıcının anlattığı öyküler" diyor çocuk bu kitap için. Ne olduğunu kestirmek zor. Bana türkülerin öykülerini anlatan bir kitap gibi geldi. Ancak sonuçta Oruç Aruoba'nın belirttiği anlamıyla "kut"u burada da bulgulamak mümkün. O yüzden çok da önemli değil.
Son cümle ise öyle vurucu ki;
Gecenin değil de sabahın yırtılması; amcanın ölümüyle birlikte artık sabahın hiç olmayacak olması; bu duygu durumu karşısında bir şeyler ifade etmeye çalışmak güç. Bu anlamda Eren'den farklı yorumluyorum öykünün sonunu.
Re: Yunus
Barış Acar'ın değinilerini dikkatle okudum. Yunus için söylenecek sözüm yok, okumalarla yetineceğim şimdilik.