UzunHikâye Öykü, inceleme, eleştiri



Yaşar Kemal - "Kimsecik"

26 Eki 2008

Moderator notu: Bu mesajda alintilanan cumleler Şu Sıralar İzlediklerimiz, Okuduklarımız Üzerine basliginda bulunmaktadir. Bu basliktaki mesajlar da o basliktan buraya tasinmistir.

""
Abdullah yazdı;
Yaşar Kemal'in "Yağmurcuk Kuşu" romanı "Kimsecik" üçlemesinin ilk basamağı. Şu an ikinci kitap olan "Kale Kapısı"nı okuyorum. Üçlemeyi bitirdiğimde yorumlarımı buraya eklerim.

""
Fıstıkçışahap yazdı;
Yorumlarını merakla bekliyorum Abdullah; çünkü ben de aynı üçlemeyi okuyorum. Flowers

Yaşasın, demek ki çok yakında bu başlık altında iki koldan (Abdullah ve fıstıkçışahap) Yaşar Kemal'in Kimsecik üçlemesi hakkında güzel yorumlar duyacağız. Alkış

Kategori:

Re: Şu Sıralar İzlediklerimiz, Okuduklarımız Üzerine

nurten aksakal dedi ki:
Yaşasın, demek ki çok yakında bu başlık altında iki koldan (Abdullah ve fıstıkçışahap) Yaşar Kemal'in Kimsecik üçlemesi hakkında güzel yorumlar duyacağız. Alkış

Ben de üçlemeyi kısa süre önce okudum. Siz bir başlayın, ben de elimden gelen desteği veririm Smile


Yaşar Kemal - "Kimsecik"

"Kimsecik" üçlemesinin birkaç kişinin gündeminde olması hoş bir tesadüf olmuş. Ben vaktimin yettiği ölçüde bir iki kelam edeyim, sözü sizlere bırakayım.

Öncelikle üçleme hakkında Fethi Naci'nin korkunun romanı yorumu, serinin üç cildini de içine alan yalın bir nitelendirme olmuş. Yalnız Y. Kemal, üçlemenin ilk cildinde, "korku" temasından ziyade savaştan, göçten, yardımlaşmadan, köy yaşamından dem vurur. Bir de Salman var tabii. Daha sonraki iki ciltte Mustafa'nın ve yer yer yöre halkının korkusu işlenir. Korkan insanın ruh halini elle tutulurcasına gözlerimizin önüne serer, yazarımız. Ve de nefis doğa betimlemeleriyle. Hiçbir romanda bu denli renkli, canlı doğa tasvirleri okumamıştım. "Kuşlar, çiçekler, mevsimler" karnaval havasında geçit yapar roman boyunca.

Her Yaşar Kemal romanında olduğu gibi bu romanda da aklımda yer eden harika tasvirler, deyişler var. Daha romanın ilk sayfasında Salman için " Saçları çekiçle başına çakılmışçasına dikti." cümlesi hâlâ aklımdadır. "Düşmanının ömrü bu kadar olsun."der birini öldüren köylüler. "Dişine kadar silahlanmıştı." diye yazar Yaşar Kemal, tam donanımlı silahlı kişiler için.

Salman, her okuyanın unutamayacağı karakterlerden biri. "Hainliği, sadakati, duruşu, kendi değerleriyle" üzerinde konuşulacak bir şahsiyet. En çok da "İsmail Ağa'yı niçin öldürdü?" sorusu çevresinde biriken ve de romanın ana meselelerinden biri olan iç gıcıklayıcı soru ile. Basit bir merak sorusu değildir, bu sual. Bana kalırsa korku temasının hemen gerisinde yer alan, seriyi şekillendiren sorulardan biridir. Siz ne dersiniz arkadaşlar, Salman niye öldürdü İsmail Ağa'sını?


Re: Şu Sıralar İzlediklerimiz, Okuduklarımız Üzerine

Yasar Kemal'in "Kimsecik" uclemesinden soz eden bu mesaj romanlarin kimi surprizlerini acik ediyor olabilir. Okuyacaklarin bunu goz onunde bulundurarak okumalari onerilir.

""
Siz ne dersiniz arkadaşlar, Salman niye öldürdü İsmail Ağa'sını?
Abdullah'in sorusuna kendimce yanit vermeye calisayim. Kitaplar elimde olmadigindan ne yazik ki ayrintili orneklemeler yapamayacagim. Yine de elimden geldigi kadar bir seyler yazayim... Yanlis animsamiyorsam, Salman'in Ismail Aga'yi oldurmesinin romanda one cikartilan nedeni kardesini, Mustafa'yi, kiskanmasidir. Nedenler biraz daha geriye goturuldugunde Yezidilere yapilan zulme tanik olan, acligi, sefaleti, olum korkusunu yuseginde yasayan Salman'in olumle, oldurmeyle, silahla iliskisinin ne kadar onemli oldugunu da gorebiliyoruz sanirim. Salman Ismail Aga'yi oldurerek bir yerde kendi gecmisini de oldurmus olmuyor mu? Ismail Aga'nin Salman'i agir yarali bulusu, onu iyilestirip oz oglu olarak kabul edisi, Mustafa dogana dek ilgisinin tek odagi olarak kalisi tek bir hikayenin parcalari. Ne zaman ki Ismail Aga oluyor, para suyunu cekiyor, koylu Salman'dan korkmaya ya da en azindan cekinmeye basliyor, o zaman bu hikaye degismeye basliyor. Herkes bu hikayeyi baska turlu anlatmaya basliyor. Isine geldigi gibi, konjonkture uydurabildigi gibi anlatiyor koyluler hikayeyi. Salman, Ismail Aga'nin kurtardigi agir yarali ve yardima muhtac bir Yezidi olmaktan cikip dagda yasayan, attigini vuran bir kahramana donusuyor zamanla. Ihanet, cabucak unutuluyor. Tabii bu tarihle baglantili dusundugumuzde su da aciga cikiyor: Salman, tipki gecmiste yasadiklari ulkenin ordusunun ve insanlarinin Yezidileri katletmesi gibi Ismail Aga'nin da onu unutup yalnizca oz oglunu sevecegini, belki de kendisini oldurecegini dusunuyor. Yezidilerin ulkenin asli unsuru olmamasiyla Salman'in uvey evlatligi arasinda bir baglanti kuruldugunu soylemek fazla ileri gitmek olmaz sanirim. Bu nedenle, Mustafa olmasaydi, ya da Salman Ismail Aga'nin oz oglu olsaydi Ismail Aga oldurulmezdi diye dusunuyorum.

Bu soru gercekten de onemli bence. Cunku olum sahnesinde katilin kim oldugu en son soyleniyor. Bu sahneyi zihnimde ayrintili bicimde canlandirdigimi ve romanin o zamana kadarki gerilimi icerisinde katilin Salman oldugunu yazar acik etmeden once hissettigimi (aslinda zihnimde canlandirirken katilin yuzunu zaten Salman olarak resmetmis oldugumu) hatirliyorum. Yine de "Salman Ismail Aga'yi neden oldurdu?" sorusunu kendime sormadan edememistim. Simdi Abdullah sorunca birkez daha ve aslinda daha etraflica dusunebildim.

Korku meselesine gelince, Fethi Naci'nin yorumuna katildigimi soylemeliyim. Yalnizca Mustafa'nin ve koyun diger cocuklarinin Salman'dan korkmalari degil, Salman'in da (acikca bilmesek bile uvey evlat oldugu icin) terk edilmekten korkmasi, cocuklarin magaralardan, karanliktan, turlu cesitli doga olayindan (koyu kuslarin bastigi sahneler animsiyorum) korkmalari, vb. Romanda korkunun her turlusune rastliyoruz. Cocuklugu genellikle eglenceli, neseli bir donem olarak yansitma egilimindeki anlatilarin aksine Yasar Kemal'in cocuklugun korkuyla yakin iliskisini ele almasini ayrica not etmek gerek sanirim.

Fistikci Sahap ve Abdullah'in bu konuda ne dusundugunu merak ediyorum...


Re: Şu Sıralar İzlediklerimiz, Okuduklarımız Üzerine

Fıstıkçı Şahap birkaç gün izin istiyor. Zira izdivaç peşinde... Utangaç


Re: Şu Sıralar İzlediklerimiz, Okuduklarımız Üzerine

Yaşar Kemal, korkuyu çocukların dünyasından süzerek bize aktarmakla, korkuyu saf, kirlenmemiş bir zemine oturtur. Geçmişi yok denecek kadar az olan, dış dünyayla ilişkisi yeni gelişen ve daha kirlenmemiş bir çocuğun korkusu en saf korku olsa gerek. Romanı okurken küçükken nedensiz korktuğum zamanları sık sık anımsadım. Sanırım çoğu kişi yaşamıştır bu durumu, korkarsınız ve bu korkunuza bir neden bulamazsınız. Bu his korkuların en safı olduğu gibi en zorudur da. Ancak bir de bakarsınız çekip gider, n'olduğunu anlamanıza fırsat vermeden. Romanda çocukların tercih edilmesi böylesi bir tercihten ileri geliyor sanırım.

Yaşar Kemal'in en çok sevdiğim yazarlık tutumlarından biri kötü diye kabul ettiğiniz karakteri neredeyse o karakterin tüm yaşamını gözler önüne sererek sizi onun kötü biri olup olmadığı konusunda tekrar tekrar düşündürür. Salman da ilk başta kötü denebilecek bir karakter; ama dilimiz Salman'ın tüm yaşadıklarını öğrendikten sonra ona kötü demeye varabiliyorsa. Tüm bir çocukluğu eziyetle geçen -ki Salman'ın bu çocukluk dönemini romana ne güzel serpiştirir yazar-, neredeyse tüm yaşamı boyunca sürgün yaşayan Salman tam da mutlu olacağım derken karşısına Mustafa engeli çıkar. Köylülerin de pek hazzetmediği Salman'ın yaşadıklarını okuyunca sanırım çoğu kişinin aklına iyi-kötü nitelendirmesi gelmez. Sadece yaşananlara kendinizi kaptırırsınız ve karakteri anlamaya çalışırsınız.

"Salman neden öldürdü İsmail Ağa'yı?" diye düşünürsek, öncelikle yazar bunu romanın içinden birçok kez cevaplıyor. Köylülerin dedikodularından tutun da -bunlar bu nedenlerin birçoğunu oluşturuyor.- Mustafa'nın ev içindeki baskınlığına kadar birçok sebebe yazar değiniyor. Bana kalırsa daha içsel bir neden daha var: O da Salman'ın İsmail Ağa'sını paylaşamaması. Çok hastalıklı bir neden olsa da romanın satır aralarından bunu okuyabiliriz. Örneğin bir yerde İsmail Ağa'yı birilerinin öldüreceğinden kuşkulanır Salman. Ve "Onu benden başka kimse öldüremez." diye içinden geçirir. Canlısına sahip çıktığı gibi ölüsünü de sahiplenmek ister. İsmail Ağa'sına hayrandır ve bu hayranlığı marazi bir hâl alır. Onun dünyasında İsmail Ağa'yı o öldürürse İsmail Ağa onun olacak ve bu ilişkiyi Mustafa başta olmak üzere kimse bozamayacak. Bir anlamda Tanrısal bir isteri hâlidir, Salman'ın yaşadığı.


Re: Yaşar Kemal - "Kimsecik"

""
Ne zaman ki Ismail Aga oluyor, para suyunu cekiyor, koylu Salman'dan korkmaya ya da en azindan cekinmeye basliyor, o zaman bu hikaye degismeye basliyor. Herkes bu hikayeyi baska turlu anlatmaya basliyor. Isine geldigi gibi, konjonkture uydurabildigi gibi anlatiyor koyluler hikayeyi.

Eren, senin yorumuna katılmakla beraber bu bölümleri, -ki romanda köylülerin taraf tutmakla ilgili gidiş gelişlerine yazar çok yer veriyor.- Anadolu halkının güçlüyü, iktidarı sevmeyip mazlumdan yana duruşu olarak da okuyabiliriz. Ne zaman biri otoriteyi ele geçirir bir bakarsın karşısında ezilen kişileri tutar halk. Veya durum tersine döner, halk da tutumunu anında değiştirir. Salman kâh İsmail Ağa'nın katili olarak yerilir kâh bir zamanların aç, sefil çocuğu olarak sevilir. Halk baskı yapanı, zulmedeni bir türlü sevemez.

Bu arada Fıstıkçı Şahap, nerede kaldın? Senin yorumlarını merak ediyorum.


Re: Yaşar Kemal - "Kimsecik"

abdullah şahin dedi ki:
""
Ne zaman ki Ismail Aga oluyor, para suyunu cekiyor, koylu Salman'dan korkmaya ya da en azindan cekinmeye basliyor, o zaman bu hikaye degismeye basliyor. Herkes bu hikayeyi baska turlu anlatmaya basliyor. Isine geldigi gibi, konjonkture uydurabildigi gibi anlatiyor koyluler hikayeyi.

Eren, senin yorumuna katılmakla beraber bu bölümleri, -ki romanda köylülerin taraf tutmakla ilgili gidiş gelişlerine yazar çok yer veriyor.- Anadolu halkının güçlüyü, iktidarı sevmeyip mazlumdan yana duruşu olarak da okuyabiliriz. Ne zaman biri otoriteyi ele geçirir bir bakarsın karşısında ezilen kişileri tutar halk. Veya durum tersine döner, halk da tutumunu anında değiştirir. Salman kâh İsmail Ağa'nın katili olarak yerilir kâh bir zamanların aç, sefil çocuğu olarak sevilir. Halk baskı yapanı, zulmedeni bir türlü sevemez.

Bu arada Fıstıkçı Şahap, nerede kaldın? Senin yorumlarını merak ediyorum.


Fistikci Sahap evlenedursun ( Islık ) ben Abdullah'in tartismaya actigi halkin mazlumun yaninda olmasi dusuncesini tartismaya calisayim: Genel olarak boyle olup olmadigini gozlemleyebilecek kadar uzun sure yasamadim koylerde, ya da cocuklugumun bir bolumunu olusturan bu yillar boyle saglikli bir gozlem yapmam icin uygun degildi. Ama en azindan Yasar Kemal romanlari baglaminda baklidiginda halkin mazlumdan yana tavir aldigi savini savunamayiz gibi hissediyorum. Aksine insanlarin surekli kendi cikarlarini kollayaacak pozisyonlar aldiklari dusuncesindeyim. Zamaninda, zengin olan ama butun koyluyle ilsikisi sevgiye ve saygiya sayali olan, Ismail Aga'ya toz kondurmayan koylu, Ismail Aga olduruldukten sonra Salman'a yataklik etmiyor mu? Ya da "Dagin Ote Yuzu" uclemesinde (Ortadirek'teydi sanirim) Tasbas'la birlik olan, yeminler eden koyluler muhtari gorunce hemen yelkenleri suya indirmiyorlar mi? Dedigim gibi, genel bir yorum yapamam, ama en azindan Yasar Kemal romanlari soz konusu oldugunda halkin ilgisinin tek odaginin iktidara duyulan korku ve kendi cikarlarinin korunmasi oldugunu dusunuyorum. Acaba kacirdigim bazi ipuclari mi var?


Re: Yaşar Kemal - "Kimsecik"

Eren, bahsettiğin köylü ikiyüzlülüğü de mevcut yazdıklarında Yaşar Kemal'in. Ancak genel bir tavır olarak halk, kendi tarihinin ona öğrettikleri ile böylesi bir tavra yöneliyor diye düşünüyorum. Kendi tarihi derken gerek Osmanlı'dan vergi olsun iskân politikası olsun birçok olaydan ötürü ezilmişler gerekse feodal sistem içinde benzer bir şekilde ağalardan zulüm görmüşler. Tekil iktidarla ilişkisini tarihimize bakarak belirleyebiliriz. Sonuçta birçok yazılı tarih kaynağında yeri geldiğinde eşkiya muamelesi gören Köroğlu, Dadaloğlu gibi halk ozanlarını, halktır bugüne kahraman olarak taşıyan. Onun öcünü alan kişiyi her zaman kutsamıştır. Salman da yeri geldiğinde onun onların öcünü alır. İsmail Ağa'yı çok sevseler bile yeri geldiğinde onun zenginliğini çekemiyorlar. Bunun üstüne bin bir türlü yalan uyduruyorlar. Aslında konuya şöyle iki uçlu bir yaklaşım da getirebiliriz. Salman, güce kavuştuğunda onun bir zamanlar yaşadıklarını hatırlayarak buna kendi yaşamlarını da eklemleyerek ona acıma ile karışık bir sevgi beslerler. Öte yandan her iktidar gibi tehlikenin bir gün onlara dönebileceğini de sezinleyerek bu güç karşısında acizleşiyor, bu güce tapıyorlar. Romanda bu ikircikli hâllerine sık sık rastlıyoruz.


Re: Yaşar Kemal - "Kimsecik"

Yaşar Kemal'ın köy insanını, genel olarak insanı ele alırken geliştirdiği bakış açısının zenginliği elbette insanın bütün karmaşıklığını da beraberinde getiriyor. Bu anlamda Abdullah'a itiraz edebilmek pek mümkün değil. Yine de Yaşar Kemal'in insanın karanlık yönünü daha çok gösterdiğini düşünüyorum. Bunun nedeni Yaşar Kemal'in yazdıklarından çok benim onları alımlayışım olabilir elbette. Yaşar Kemal'in bu ya da başka romanlarını okumuş arkadaşların bu konudaki düşüncelerini ayrıca merak ediyorum.

Bu başlık kendi başına ayakta durmaya başlayınca "Kimsecik"le ilgili ufak çaplı bir Internet araması yaptım. Bu üçleme hakkında yazılmış pek azz şey olması beni biraz şaşırttı. Ama sonra Yaşar Kemal'in web sitesinde Nedim GÜrsel'in kaleme aldığı bir metinle karşılaştım: "Çocukluk: Yitik Cennet". Bu üçlemeyle Yaşar Kemal'in yaşamı arasındaki bağlantıları araştıran yazının oldukça dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. "Kimsecik"in bu denli özyaşamöyküsel olduğunu bilmiyordum okudğum sırada. Yazıyı Internet'ten okumak (sayfanın tasarımı dolayısıyla) hayli zor olduğundan PDF'e çevirip buraya da yüklemeye karar verdim.Cocukluk_Yitik_Cennet.pdf
Yazıdan kısa bir alıntı:

""
Salman'ın İsmail Ağa'yı öldürme nedenini asla öğrenemeyeceğiz. Kıskançlık onu cinayete itmiş olabilir mi? Kendisi bulunmuş bir çocukken, kendisini evlat edinen ana-babasına bunca bağlıyken, İsmail'le Zero'nun meşru çocuğu Mustafa dünyaya gelir ve bu doğumu kabullenmek Salman için güçtür, bu yüzden mi? Yoksa İsmail Ağa onun köylülere saldırganca davranışı yüzünden silahını elinden aldıktan sonra onu cezalandırmak için evden kovunca yaşadığı aşağılanma duygusundan mı? Bu cinayeti ergenliğin son döneminde, İsmail Ağa'ya olan umutsuz tutkusu yüzünden kapıldığı intikam duygusuyla, onu cinsellikle tanıştıran fettan kadın Emine'nin etkisiyle mi işler? Yoksa çocukluğunda aşiretler arasında geçen bir savaşın korkunçluğu mu onu şiddete sürükler? Belki de artık koruması olduğu babalığının onunla ilgili gizi açıklamaması için ya da onun yaşamını kurtaran bu adama karşı suçluluk duygusu yüzünden öldürmüştür onu? Babasını bir Tanrı gibi sevecek kadar ona taptığından, bu bir tutku cinayeti midir? Evet onu öyle çok sever ki başkasından önce kendi elleriyle onu öldürür çünkü İsmail Ağa'nın çok düşmanı vardır. "Öldürdüm, dedi. Ben öldürmesem onu zaten öldüreceklerdi. Herkes, herkes onu öldürüyordu". Bu sorular daha da çoğaltılabilir ancak kesin bir yanıt bulmak olanaksızdır çünkü yazar bunlardan birinin değil tümünün yanıt olmasını ister.

Tartışmamızın Yaşar Kemal'e Cumhurbaşkanlığı tarafından ödül verildiği bir döneme rastlaması tesadüf olsa da, son olarak, konuyla ilgili haber bağlantılarını vermek istiyorum:

Köşk’ten Yaşar Kemal’e ödül
Kemal: Barışa giden yolun işareti olsun

EkBoyut
Cocukluk_Yitik_Cennet.pdf 72.87 KB

Re: Yaşar Kemal - "Kimsecik"

" Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor Alain Bosquet ile Görüşmeler" kitabını bugün okuyup bitirdim. Öncelikle Yaşar Kemal'i okuyan, seven herkesin okuması gereken bir yapıt. Yazarın roman anlayışından tutun beslendiği kaynaklara, dünya görüşüne, yaşama nasıl baktığına kadar birçok meseleyi kendi üslubunca anlatıyor.

Gelelim başlıkla olan ilintisine. Yazar, görüşmenin ilk sorusuna "Kimsecik" üçlüsünde yer alan olayları anlatarak başlıyor. Van'dan nasıl göç ettiklerini, Hüseyin adlı akrabasının peri kızına sevdasını; babasının, annesinin göç esnasında yaşadıklarını, Salman'ı buluşlarını kısacası romanda yer alan birçok olayı anlatıyor. Ve "Kimsecik" üçlüsü tam anlamıyla özyaşamöyküsel bir roman olup çıkıyor. Tabii bilmediği kimi olayları da yazar harika biçemiyle düşselleştiriyor, zihninden süzerek bize aktarıyor. Ve gerçek ile düşselin çizgisinin ne kadar ince çizildiğini görüyorsunuz.

Nedim Gürsel'in yazısını henüz okuyamadım. Bakalım Gürsel neler yazmış.