Kara bir gölde
debelenir durur hep
Zeus'un oğlu.
Stephen King - TANRIGİLDE Bir Akşam
KARANLIK BİR SAHNE. Işık, karanlığın ortasında kendi başına dönen kâğıt bir küre maketinin üzerine vurur. Sahne ışığı azar azar ortalığı aydınlatmaya başlar ve biz oturma odası şeklinde bir sahne görürüz: rahat bir sandalye ile yanında bir masa ( masanın üzerinde açılmış bir şişe bira durmaktadır ) ve odanın bir tarafında sehpalı bir televizyon. Masanın altında birayla dolu bir seyyar soğutucu vardır. Ve bir sürü boş şişe. Tanrı’nın kafası iyidir. Sahnenin solunda bir kapı vardır.
TANRI- beyaz bıyıklı iri bir adam- sandalyede oturuyor, bazen bir kitap ( İyi İnsanların Başına Kötü Şeyler Geldiğinde ) okuyor bazen de televizyon izliyor. Ne zaman televizyona bakmak istese her seferinde boynunu uzatmak zorunda kalıyor çünkü havada süzülen küre (bir ipin ucuna asılmış olsa gerek) görüş alanına giriyor. Televizyonda bir dur-kom var. Tanrı ikide bir gülme seslemesiyle birlikte kıkırdıyor.
Kapı vurulur.
TANRI (çok yüksek bir sesle)
Gir içeri! Kuşkusuz, ardına dek açık sana kapım!
Kapı açılır. İçeri Aziz Peter girer, üzerinde bol beyaz bir cüppe vardır. Yanında bir zarf taşımaktadır.
TANRI
Ooo Peter! Tatildesin diye biliyordum!
AZİZ PETER
Yarım saate kalmaz gidiyorum, ama imzalamanız için şu kâğıtları size getireyim dedim.
Nasılsınız, TANRIM?
TANRI
Daha iyi. Bileydim yemezdim şu acı biberlerden. Acı acı yemenin acı acı çıkarması oluyor.
Onlar cehennemden gelen nakil mektupları mı?
AZİZ PETER
Evet, nihayet. TANRI’ya şükür. Kelime oyununu maruz görün.
Zarfından bazı kâğıtlar çıkarır. TANRI onlara göz atar, sonra sabırsızca elini uzatır. AZİZ PETER süzülen küreye bakmaktadır. Arkasına bakar, TANRI’nın beklediğini görür ve uzattığı eline bir kalem koyar. TANRI bir imza karalar. O imzalarken, AZİZ PETER küreye bakmaya devam eder.
AZİZ PETER
Dünya hala burada ha? Onca yıl sonra.
TANRI kâğıtları geri verir ve dünyaya bakar. Bakışları bir hayli memnuniyetsizdir.
TANRI
Evet, hizmetçim evrendeki en unutkan kancık.
TV’den bir kahkaha kopar. TANRI görmek için boynunu uzatır. Çok geç.
TANRI
Belasını vereyim, Alan Alda mıydı o?
AZİZ PETER
Herhalde oydu efendim. İnanın göremedim.
TANRI
Ben de.
Öne doğru eğilir ve bir vuruşta, havada süzülen küreyi tuzla buz eder.
TANRI (ziyadesiyle memnun)
Hah işte! Ne zamandır aklımdaydı bunu yapmak. Artık TV’yi görebilirim.
AZİZ PETER üzgün üzgün dünyadan geri kalan kırık parçalara bakar.
AZİZ PETER
Şeyy… Sanırım o, Alan Alda’nın dünyasıydı, TANRIM.
TANRI
Eee? (TV’ye bakıp kıkırdar) Robin Williams! Robin Williams’a bayılıyorum.
AZİZ PETER
Siz… Şeyy… Kıyamet Hükmü’nü verdiğiniz sıra, sanırım Alda ve Williams dünyadaydılar, efendim.
TANRI
Ha, bende hepsinin videokaseti mevcut. Dert değil yani. Bira ister misin?
AZİZ PETER birayı alırken, sahne ışıkları azalır. Bir odak-ışığı kürenin kalıntıları üzerine vurur.
AZİZ PETER
Filvaki severdim onu, TANRIM – Dünyayı, diyorum.
TANRI
Fena değildi, ama geldiği yerde daha çok var. Şimdi –tatiline içelim hadi!
Şimdi, loş ışığın altında iki gölge var sadece, buna rağmen TANRI daha kolay seçiliyor, çünkü başının etrafında solgun bir hale var. Şişeleri tokuştururlar. TV’den bir kahkaha gümbürder.
TANRI
Şuna bak! Bu Richard Pryor! Bu adam beni öldürüyor! Herhalde o da…
AZİZ PETER
Şeyyy… Evet efendim.
TANRI
İçine edeyim. (Duraksar) Belki, içkiyi azaltsam iyi olur. (Duraksar) Sürekli… O şey bana mani oluyordu.
Sahne kararır, sadece o süzülen dünyadan geri kalanların üzerine ışık vurur.
AZİZ PETER
Evet efendim.
TANRI (Belli belirsiz)
Bizim oğlan döndü, değil mi?
AZİZ PETER
Evet efendim, biraz evvel.
TANRI
İyi. Her şey bal kaymak o zaman.
SON KALAN IŞIK DA SÖNER.
(Yazarın notu: TANRI’NIN SESİ mümkün olduğunca gür çıkmalı.)
Dakikalık oyun, 1990
Çeviren: Bülent Özgün
Metnin aslı için tıklayınız.

Re: Stephen King - TANRIGİLDE Bir Akşam
Hızınıza yetişmekte (biraz da bilgisayarımdaki arızanın etkisiyle) güçlük çekiyorum. Ellerinize sağlık. Hemen çeviriye geçelim:
Hıristiyan mitolojisini tiye alan ilginç bir oyun olmuş
Re: Stephen King - TANRIGİLDE Bir Akşam
Çok teşekkür ederim; okuyup değerlendirmeniz beni çok mutlu ediyor.
Böyle bir kullanım yok ama ben kullanıp bir ilki gerçekleştirmek istedim. Haddim mi bilmem ama...
Çeviride metne zarar vermeden eğlenmek tarafındayım: Can babanın çeviri tercihleri hep hoşuma gitmiştir. Burada da sözü söyleyen Tanrı olduğu için "belasını vereyim" karşılığı eğlenceli gözüktü bana.
Tüm değerlendirmeleriniz benim için önemli, sağolun.
Re: Stephen King - TANRIGİLDE Bir Akşam
Computer yerine "bilgisayar" ilk kullanıldığında da muhtemelen kelimenin orijinalini bilenler arasında yadırgayanlar çok olmuştur. Ama "bilgisayar" artık Türkçeye iyice yerleşmiş bir kelime. Bunu biraz da kelime dile ilk girdiği sıralarda müdahalede bulunup bulunamamak belirliyor. TDK'nın önerdiği "elmek" (email) gibi karşılıkların ilgi görmemesi, hatta zaman zaman dalga konusu olması da zamanında müdahalede bulunamamasından aslında. sitcom için durum ne merkezdedir pek kestiremiyorum. Çünkü ekranlarımız sitcom örnekleriyle 90'lı yılların ortalarında tanıştı, yanlış hatırlamıyorsam; bu da aşağı yukarı 15 sene eder. Bu konuda biraz kafam karışık açıkçası
Can Yücel çevileri benim de hoşuma gider. Ama onun anlayışı, sanki metindeki anlamı hedef dilde (bu durumda Türkçe) yeniden yaratmayı gözetmez mi? "To be or not to be, that's the question." cümlesinin "Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin." diye çevrilmesinde de bu "anlamı yeniden yaratma" çabasını göryoruz. Bunun çok tartışmalı bir yaklaşım olduğunu zaten biliyoruz, ama, açıkçası benim de hoşuma gidiyor. "Belasını vereyim" biçimindeki çevirinin İngilizcedeki anlamı Türkçede yeniden yaratıp yaratamadığını düşünürken, ilk fark edeceğimiz şey çevirmenin orijinalde olmayan bir anlam eklediği olacaktır. Tanrı, her ne kadar lakayt tavırlarıyla alıştığımız Tanrı imgesini yeniden üretmiyorsa da cümlenin orijinalinde bir şaka yapmıyor, ama çevirisinde yapıyor. Bu mesele çok su kaldıracağa benzer
Re: Stephen King - TANRIGİLDE Bir Akşam
Öykü için teşekkürler... Okumaktan daha mı etkili olurdu izlemek, bilemedim.