UzunHikâye Öykü, inceleme, eleştiri



Söğüt Ağacı

05 Kas 2009

Anton Çehov
Bütün Öyküler I/1880-1884
(Çev:Mehmet Özgül)
Cem Yayınevi
İstanbul
4. Basım
2005
s. 150-155.

Öykü forumdan kaldırılmıştır. (Bkz.:Forum İşleyişi).

Kategori:

Re: Söğüt Ağacı

Arhip, söğüt ağacının kovuğundaki çantaya bakınca mühürlü pek çok zarf olduğunu görüyor. Mal müdürlüğündekilerin çantanın içinden zarfların bir kısmını aldığını anlıyoruz. Ben, o zarfların, sahiplerinin eline geçince yırtıp kurtulabilecekleri borç senetleri ya da buna benzer evraklar olduğunu düşünmüştüm. Karakolda geçen konuşmalardan paradan söz ediliyor, çanta boş, para yok deniyor. Bu, kafamı karıştırdı.
O çantanın içindeki her ne ise, mal müdürlüğünde ve karakoldakileri memnun eden bir şey olduğunu, ellerine geçirdikleri o şeyi kaybetmemek için bir cinayeti, hırsızlığı görmezden geldiklerini, adı geçen kurumlarda işlerin nasıl yürüdüğünü görebiliyoruz.
Söğüt ağacını uzun uzun betimlemiş Çehov. Bu uzun betimlemede sanki, işletilmeye çalışılan sistemle ağaca yaslandığı için ayakta kalabilmiş değirmen arasında bir benzerlik yaratmaya çalışmış.

""
“Köhne değirmen her an yıkılmaya hazır gibidir;… belki yüz yıldır orada durmakta olup, uzun süredir çalıştığını gören yok. Eğer belini kocaman bir söğüde dayamamış olsa bugüne değin yerle bir olması işten değildi herhalde.”

Söğüt ağacınınsa bu sistemin ayakta kalmasını, işlemesini sağlayan, öyküde de adı geçen kurumları simgelediğini düşündüm.

“Söğüt de değirmen gibi kocamıştır… Gövdesindeki dibi görünmez bir kovuk, ağacı çirkinleştirmektedir. Elinizi kovuktan içeri sokacak olursanız koyu renk bir bala ulaşırsınız”

""
“Aynı anda da başınıza bir sürü yaban arısı üşüşür, vızıldaşarak sizi sokmaya çalışır.”

Bu arıların da kurumda görev yapan memurlar olduğunu düşündüm.
Oradan bir şeyler almak için oyuğa elinizi sokarak o oyuğun, çürüğün açığa çıkmasına neden olursanız, buna engel olurlar. Sizi cezalandırırlar. Öyküde, posta sürücüsü suçunu itiraf etse de, diğerlerinin çıkarlarına ters düştüğü için ya da oyuğun varlığını kabul etmek olacağından, ya da oyuğu yok saymak için, onu içeri tıkmayıp vicdan azabıyla baş başa bırakarak cezalandırıyorlar.
Arhip, söğüt ağacının dallarının arasında yaşadığına, onunla fısıldaşıp konuştuğuna göre zamanında o da bir suç işlemiş olmalı.


Re: Söğüt Ağacı

Merhaba, Thumb Up

Atölye'nin 1. irdeleme metnini yüklemek için foruma girdim ama ufak bir sorun yüzünden metni yükleyemedim. Bu arada Elif arkadaşın yorumunu okurken belkide bu gecikme iyi oluyor dedim.

Şimdi, bu güzel yaklaşımlara katkı verecek ya da farklı bakışını foruma aktaracak arkadaşlar da acaba çıkar mı diye düşünüyorum.

Ne dersiniz ?


Re: Söğüt Ağacı

__________________________________________________
İNSANCIL ATÖLYESİ
ÇEHOV ÖYKÜLERİ İNCELEME SEMİNER KÜMESİ
__________________________________________________

SÖĞÜT AĞACI (1. İrdeleme Metni)
Hazırlayan: Mehmet ASLAN

1. Öykü birinci tekille yazılmıştır. Öykünün girişi genelden tekile doğru nesneler arası zincirleme bir yol izleyerek ilerler. B. ve T. İlçeleri arasındaki posta yolu ile başlayan giriş, Kozyavka deresi, Andreyev’in değirmeni, söğüt ağacı, kovuk, en son da Arhip’te biter.

2. Öykünün girişinde anlatıcı bu nesneleri bize tanıtır. İlkin, B. ve T. İlçeleri arasında, Kozyavka deresi kıyısında kurulmuş Andreyev’in değirmenini betimler. Her an yıkılmaya hazır olan köhne değirmen, kamburu çıkmış yaşlı bir kadına benzetilir. Değirmen “belini” en az onun kadar kocamış olan söğüt ağacına dayadığından henüz yıkılmamıştır. Kalın gövdesinde derin bir kovuk bulunan söğüt ağacı, yalnız değirmene değil, öykünün başkarakteri yaşlı Arhip’e de destek vermektedir. Gününü ağacın altında oturup balık avlamakla geçiren Arhip, bir zamanlar “bey konağında eğitici”, sonra da “hanımefendinin uşağı olarak” çalışmış, şimdiyse bu ıssız mekânda Andreyev’in değirmeni, söğüt ağacı ile yaşamının bitmesini insanlardan uzak sessizce beklemektedir.

3. Çehov’un, öykünün girişinde insan-mekân ilişkisini güçlü bir biçimde kurduğunu görürüz. Kozyavka deresi, yaşamının sonlarındaki Arhip, gövdesinde derin bir kovuk bulunan kocamış söğüt ağacı, yıkılmaya yüz tutmuş Andreyev’in değirmeni birbirlerinin dayanağı olarak gösterilir. Bunun yanı sıra Arhip, söğüt ağacı ile değirmenin varlıklarının son döneminde olmaları, aralarındaki bu yöndeki benzerlik, insan-mekân ilişkisine başka bir örnektir.

4. Öykünün bu girişinden sonra, geriye dönüşle, anlatıcı, Arhip’le söğüt ağacının tanık olduğu bir olayı anlatır bize. Olay otuz yıl önce yaşanmıştır. Olay günü, Arhip, posta arabasının çıngırak seslerini duyar duymaz, bent yönüne bakmaya başlar. Araba birden bentte durur. Bu durum Arhip’i şaşırtır. Posta arabasının orada durması olağandışı bir durumdur ona göre. Sürücü, yanında uyumakta olan postacının yüzüne demir sopayla vurup öldürür. Çok geçmeden sürücünün postacıyı öldürme nedenini öğreniriz. Sürücü posta torbasının içindeki paranın peşindedir. Parayı çalacak, yaşanan olaya da soyguna uğramış süsü verecektir. Sürücü zaman kaybetmeden içi para dolu posta torbasını, söğüt ağacının yanına gelip kovukta saklar. Sonra hızla arabaya döner. Soyguna uğradıklarını inandırıcı kılmak için de demir sopayla kendi şakağına vurur. Yüzü kanlar içinde bir yandan bağırır, öte yandan arabayı hızla sürüp olay yerinden uzaklaşır. Sürücü, olan biteni Arhip’in gördüğünden habersizdir.

5. Olaydan bir hafta sonra bir soruşturma ekibi gelir olay yerine. Olayı çözme adına kullandıkları yöntemler, sorunu çözmekten uzaktır. Çevrenin planını çıkartıp, bendin suyunun derinliğini ölçerler. Yemeklerini söğüt ağacının altında yedikten sonra çekip, giderler.

6. Arhip’se tanık olduğu olaydan ötürü korku içindedir. Çantayı kovuktan çıkarmış, içindeki “her biri beşer mühürlü zarfları” görmüştür. Arhip gördüklerini yetkili birilerine anlatma gereksinimi duyar. Çünkü vicdan azabı duymaktadır. Çantayı alıp ilçeye gider. Karşısına çıkanlara derdini anlatır. Onlar da mal müdürlüğüne yönlendirir. Önünde nöbetçi kulübesi bulunan büyük sarı binadır burası. Karşısına “ceketinin düğmeleri ışıl ışıl parlayan” bir adam çıkar. İçtiği pipodan, nöbetçiyi azarlamasından, bu adamın mal müdürlüğünde görevli üst düzey bir memur olduğunu görürüz. Arhip’ten yaşanan olayı dinleyen adam, çantanın içindekileri gördükçe şok olur. Çantayı alır, kalem odasına yönelir. Odada çevresinde birçok memur toplanır. Telaşla koşuşturmaya başlarlar. Bir süre sonra aynı adam dönüp çantayı Arhip’e geri verir. Ona, yanlış yere geldiğini, polis karakoluna gitmesi gerektiğini öğütler.

7. Arhip bu kez karakolun yolunu tutar. Giderken çantada bir değişimin olduğunu sezer. Mal müdürlüğünde Arhip’in getirdiği çantaya içindekilerle birlikte el konulmuş, ona, farklı bir çanta verilmiştir. Buna karşın yinede karakola gider. İki nöbetçi kulübesi olan başka bir sarı binadır burası. Mal müdürlüğüne benzer bir durum karakolda da yaşanır. Ama çantanın boş çıkması memurları düş kırıklığına uğratır.

8. Arhip ilçeden ayrılıp söğüt ağacının yanına geri döner. Sorunu çözemediğinden, üzgündür. Birkaç gün sonra sakladığı çantayı almak için geri dönen posta sürücüsünü görür. Sürücü Arhip’in varlığından habersizdir. Çantayı kovukta arar, bulamayınca şaşırır. Arhip’i fark eder sonra. Ona çantayı sorar. Arhip ilk anda çantanın akıbetini söylemekten korkar. Çünkü sürücü gözünün önünde adam öldürmüştür. Ama sürücünün üzgün olduğunu görünce ona acır, çantayı polise verdiğini söyler. Sürücü bu duruma sinirlenir. Arhip’i döver. Buna karşın orayı terk etmez, Arhip’in yanında kalır. Bu sürede vicdan muhasebesine girişir sürücü. Yaptığından pişmanlık duymuştur artık. Arhip’le sürücü karakolun yolunu tutar.

9. Sürücü karakolda suçunu itiraf eder. Karakol amiri cinayetin katili bulunamadığından konunun kapandığını söyleyerek onları geri göndermeye çalışır. Arhip onlara teslim ettiği çantadan söz edince, karakoldaki memurlar, durumdan haberdar olmadıklarını söylerler. Umduğunu bulamayan Arhip’le sürücü söğüt ağacının yanına geri döner. Vicdan azabına dayanamayan sürücü, ırmağa atlayıp intihar eder.

10. Söğüt Ağacı öyküsünde, soygun için işlenen bir cinayetten ve bu cinayetten sonra yaşananlardan söz edilir. Yaşanan bu cinayet karşısında insanların tutumları farklılık gösterir. Peki, bu farklılık nereden kaynaklanır… Öykü bize şunu gösterir. Rusya’da bir toplumsal değişim yaşanmıştır. Feodal yapı yıkılmış, paranın başat değer görüldüğü kapitalist bir toplumsal yapı kurulmuştur. Bu toplumsal değişim insanlar arasındaki ilişkileri olduğu gibi, insanların kişiliklerini de bu yönde bir değişime sürüklemiştir. Kültürel bir varlık olan insan kendine yabancılaşmış, bireyciliğin çemberine sokulmuştur. Kendine ve türüne yabancılaşmış bu insan için maddi öğeler değer kazanırken, insani değerler erozyona uğratılmıştır. İşte Çehov, çökmüş olan bir yapının, feodal yapının değerleriyle, Rusya’da başta kentlerde yaşayan insanların, iliklerine dek sızmış olan kapitalist bireyci değerlerini karşı karşıya getirirken, bunların yanında, bu değerler arasında sıkışmış insanın da açmazını gösterir bize.

11. Arhip, feodal yapının kalıntılarındandır. Cahildir. Korkaktır. Ama vicdanlıdır da. Kapitalizm, Arhip farkında olmasa da, onun, yaşam alanlarını, içinde bulunduğu sosyal yapıyı yerle bir etmiş, feodal yapıyı yıkmıştır. Buna karşın kapitalizm, feodal değerleri, henüz tam anlamıyla ortadan kaldırdığını da söyleyemeyiz. Bu durumu Arhip’in davranışlarından çıkartırız. İçi para dolu çantayı yetkililere teslim etmesi, bunun yanında, cinayetin tanığı olarak vicdan azabı duyması, onun, insani değerlerini henüz yitirmemiş olduğunu gösterir. İlçe de yaşadıkları ise, onun cahil yönünü gösterirken, karşılaştığı bir sorunu tek başına çözmekten uzak bir insan olduğunu da gösterir.

12. Öyküde mal müdürlüğü ile polis karakolundaki memurlar bir yanda kapitalizmin öte yanda bürokrasinin yabancılaştırdığı insanlardır. Bu yabancılaşmayla birlikte, bu insanlar için başat değer, insani ilişkiler değil, maddi kazançtır. Yaşanan bu çürüme içinde bulundukları kurumları da çürütmüştür.

13. Sürücü ise kapitalist değerle, feodal değerler arasında sıkışmış, çatışma içindeki insandır. Para için postacıyı öldürür. Tasarladığı son gerçekleşmeyince, yaptığından vicdan azabı duyar. İçinde olduğu bunalımdan kurtulmanın yolunu intiharda bulur.

14. Çehov, öyküsünde, kendi doğrusunu okura kabul ettirmeye çalışmadan, Rusya’daki yaşanan bu durumu sıradan bir olayla gösterir. Peki, okur doğruyu nasıl görecek… Çehov, var olanı okurun önüne sermekle yetinir. Seçimi okurun bireysel tercihine bırakır. Eğer okur var olanlar içerisinde bir seçim yapmaya kalkarsa yanılabilir. Çünkü Arhip, insani değerleri henüz yitirmemesine karşın, toplumda yaşanan değişimi kavrayamamıştır. Bu değişimden kendini soyutlamıştır. Bundan ötürü, temsil ettiği feodal değerlerle birlikte tarihten silinecektir. Öte yandan paranın, çıkar ilişkilerinin belirlediği bir toplumsal yapının yanında olmakta, hiçte akla uygun değildir. İşte Çehov, okuru böyle bir mantık sürecine sokarak, var olanların dışında, insanın kendine yeni doğruları yaratmasının önünü açar. Yaratıcı bir varlık olan insan, kendine yakışır olanı, yine kendi özgür iradesiyle bulacaktır.