Kara bir gölde
debelenir durur hep
Zeus'un oğlu.
Sırça Köşk
"Sırça Köşk",
Sabahattin Ali, 1945
Sırça Köşk,
YKY, İstanbul
2008: 136-141
Öykü forumdan kaldırılmıştır. Bkz.: Forum İşleyişi
"Sırça Köşk",
Sabahattin Ali, 1945
Sırça Köşk,
YKY, İstanbul
2008: 136-141
Öykü forumdan kaldırılmıştır. Bkz.: Forum İşleyişi
|
Yazar: özak
Gün çekilirken her şey daha gerçek, pervasız ve yalın. Yalnızlık daha ürkünç. Uyusam geçer belki ya da şuracıkta ölüversem. Yok olsam incinmem artık şu var olma saçmalığından.
Nasıl dingin, huzurlu bir sabaha uyanmıştım oysa. Son...
|
|
Yazar: gönenç kaytaz
Merdivenleri dörder beşer iniyor, daha az önce baktığım kol saatime tekrar bakıyordum. Neredeyse akşam olmuştu. Akrebi sekizin üzerine doğru çeken yelkovan kalbimin atışlarını tekrar hızlandırmış ve böyle anlarda her zaman yaptığım gibi...
|
|
Yazar: Mehmet Sürücü
Lodosun sokaktan havalandırıp, kahvehanenin açık kapısından içeri savurduğu mor soğan kabukları, havada kararsız hareketlerle dalgalandıktan sonra, birisi pencereye doğru yönelirken, bir diğeri sıcak su kazanının kenarına çarparak,...
|
|
Yazar: özak
Gecikti mi servis? Yok var daha. Ben huzursuzlandım. Çocuğun keyfi yerinde oysa. Çizdiği yamuk doğruda sekip duruyor mutlu ve güleç. Akşama dek gelmese servis, şikayetsiz oynar böylece. Bir de ben kurtulsam şu müşteki halimden. Perdeyi...
|
|
Yazar: Mehmet Sürücü
Akşama doğru, gölgeler duvar diplerinden, sokağın ortasına doğru uzamaya başladığında, öğlen kesilip, tekrar esmeye başlayan poyraz, akasyanın sararmaya başlamış yapraklarından birkaçını daha dibine dökerek, altında yatan, yırtık, pis,...
|
Siz de öykülerinizi bizimle paylaşmak isterseniz, işe şu başlığa göz atmakla başlayabilirsiniz: "Uzun Hikâye'de Öykü Yayımlamak"
Re: Sırça Köşk
İpsiz sapsız, serseri takımı demek anladığım kadarıyla.
Uzun uzun tartışılması gereken bir öykü bence.
İçerdiği ana düşünce yaşamımızın her katmanına uygulanabilir. İçlerimizde bilmeden kurdurduğumuz, daha sonra esiri olduğumuz sırça köşklerimizden tutun da, iş hayatımızda, ülkemizde, dünyada ne kadar çok sırça köşkler örüldüğnü, örülmesine ön ayak olduğumuzu düşünebiliyor musunuz?
Re: Sırça Köşk
Öykü 1945 yılında kaleme alınmış. Yani "Milli Şef" döneminde. Öykünün simgeleri, göndermeleri çok açık. Cumhuriyet rejiminin ağır bürokrasisi ağır bir dille eleştirilmiş. Hatta bildiğim kadarıyla bu öykü yazın dünyamızdaki en ağır eleştiri metinlerinden birisi. Öykünün halk ile sırça köşkün sahipleri arasındaki keskin çizgide, oraya girenleri, dahil olanların dışarıdakiyle olan ayrımı sezdirme başarısı da büyük. Yani, "Sırça Köşk"ün odacıklarındakiler ve yolu oraya düşenler, birbirinden son derece kopuk ve ayrı kişiler haline gelmiş.
Sabahattin Ali'nin duygulandığı, bürokrasiye, paradigmaya çok sinirlendiği bir anda bu öyküyü kaleme aldığı da aşikar. "Sırça Köşk"ten kurtuluşumuzu da direkt söylemekten çekinmiyor.Öykünün sonundaki "kıssadan hisse" bölümü de öykünün teknik açıdan, diğer S.Ali öykülerinden farklılaşmasını sağlıyor. Yani, okuyucunun tahmin ve çıkarım dünyasına olan müdahele, öyküyü teknik açıdan zayıflatıyor.
Re: Sırça Köşk
Öykü teknik açıdan zayıf olduğu için mi, didaktik olduğu için mi, masalımsı bir anlatımı olduğu için mi diğer öykülerinden farklı duruyor? Başka türlü anlatamadı belki de.
Bu memlekette yaşayan insanların aralarından seçtikleri adamlar hemşerilerine hizmet ederken halkın eğitimi için hizmette bulunmamışlar, bu açık.
Memlekete yeni gelenler:
diye sorduklarında
safça
diye cevap vermeleri ve sonra olanlara yine safça izin vermeleri bana öykünün masaldan çıkamadığnı düşündürdü.
Bu toplumsal yaşam kendiğilinden mi oluşmuş, bu düzenin kurulması için o toplum hangi aşamalardan geçmiş, bu insanlar her şeyden bihaber masal kahramanları olmak zorunda kalmış Ali, anlatmak istediğini anlatabilsin diye. Ama başka türlü yazamazdı herhalde. Baskının, sansürün yoğun olduğu dönemlerde yazarlar(Aziz Nesin, benim bildiğim) toplumsal sorunlara değinebilmek için masal biçiminde yazmışlar meselelerini. Ali de böyle yapmak zorunda kalmış olmalı diye düşündüm ve öyküyü severek okudum.
Re: Sırça Köşk
dönemin ağır şartları ve baskıları göz önünde tutulduğunda benim fikrimce çok iyi bir öykü. masal tekniğinden yararlanılmış ya da yararlanılmak zorunda kalınmış diye düşündürtüyor. ayrıca gerçekten de göndermeleri çok açık ve içerisinden okuyucunun bir düşünce almasından çok yazarın direk olarak bir düşünceye yönlendirmesi hakim.
öykünün bu kısmı bana daha çok komünal bir sistemi çağrıştırmış olsa da belki de devletsiz bir dünya düzeni hayalini kurmuş olabilir o an diye düşündürttü. Cihan Başbuğ'un da söylemiş olduğu gibi Sabahattin Ali'nin belki bürokrasiye belki de daha başka şeylere sinirlenmesiyle kaleme almış olduğu bir öyküdür gibi geldi bana da.
bu kısımda ise tekrardan "evet devlete gerek var ama onca yüküne ne gerek var" sitemini vurgulamış olduğu kanısına vardırıyor. aslında bundan da ziyade, etkileri hala günümüzde de devam eden, kaba tabiri ile "salla başı, al maaşı" sistemine bir gönderme yapıldığı izlenimi de uyandırabiliyor. hizmetten uzak, devlete kapağı at mantığı bir nevi gibi. tabii ki üzerine daha çok konuşulması gereken bir öykü olduğu muhakkak, bunlar benim kendimce çıkarımlarım. öykünün son kısmı evet belki biraz zayıflatsa da muhtemelen yapması gerekeni ancak bu şekilde yapabilirdi diye de düşünüyorum ve gerçekten de keyifle okuyup bitirdim. kendi adıma okumuş olduğum en iyi eleştirilerden de birisidir diye bilirim.