UzunHikâye Öykü, inceleme, eleştiri



Sait Faik Abasıyanık - Semaver

13 Eki 2011

Sait Faik ABASIYANIK,
"Semaver",
Semaver,
s. 9-14,
YKY, 2009

Kategori:

Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

"Semaver" Sait Faik'in ilk kitabının ilk öyküsü. Oysa yazarın yayımlanmış ilk öyküsü değil. Meselâ "İpekli Mendil" daha erken bir tarihte yayımlanmış. Yine de "Semaver" adını verdiği kitabın ilk öyküsüdür. Bunun nedenini bulabildiğimi söyleyemem. Çünkü, Semaver'de "Semaver"e göre daha başarılı öyküler olduğunu düşünüyorum.

"Semaver"in kuru anlatımının okuru öykünün içine çekmek konusunda pek başarılı olamadığı kanaatindeyim. Bir cennet tasviri gibi anlatılan -annenin ölümüne kadarki- ilk bölüm pek anlam veremediğim bir mutluluk masalı gibidir. Ali ve annesi olur olmaz gülerler. Annenin ölümüyle başlayan ve Ali'nin cennetten yeryüzüne inişi gibi yorumlanabilecek bölümdeki betimlemeler daha çok boyutlu olmakla birlikte anlatımdaki tekdüzelik burada da devam eder.

Söz gelimi şu aşağıdaki satırlarda yazar varlığını iyiden iyiye hissettirip anlatımı sekteye uğratıyor:

""
Demek ki, Ali'miz biraz şairce idi. Büyük değirmende bir elektrik amelesi için hassasiyet, Haliç'te büyük transatlantikler sokmaya benzerse de, biz, Ali, Mehmet, Hasan, biraz böyleyizdir. Hepimizin gönlünde bir aslan yatar.

""
Ölüm, bildiğimiz kadar korkunç bir şey değildi. Yalnız biraz soğuktu o kadar...

Ali'nin annesini namaz kılarken güldürme çabasını da pek inandırıcı bulduğumu söyleyemem. Öykünün bu ilk bölümünün iyimser atmosferiyle besleniyor olsa da iknâ etmiyor beni Ali'nin tavrı:

""
Anası yatsı namazını kılıyordu. Her zaman yaptığı gibi anacığının önüne çömeldi. Seccadenin üzerinde taklalar attı. Dilini çıkardı. Nihayet kadını güldürmeye muvaffak olduğu zaman, kadıncağız selam vermek üzere idi.

Sonra Ali'nin sorduğu sorunun da ("Allah hiç gülmez mi?") öykünün içinde sırıttığını düşünüyorum.

Söz savunmanın Smile


Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

Öyküyü epey farklı okumuşuz. Alıntıladığınız ilk bölümden çok keyif almıştım oysa. Yazarın varlığını hissettirmesinden rahatsız olmadığım gibi bunun öyküyü sekteye uğrattığını da düşünmedim. Aksine, öyküyü benim için daha da ilgi çekici kıldı. Seccadenin üzerinde taklalar atması,evet, pek inandırıcı değil; ancak "Allah hiç gülmez mi?" sorusu öykünün dokusuyla uyumlu ve okuyanı da gülümsetiyor sanki.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

""
Sait Faik’in ilk kitabına adını veren “Semaver”, belki de bu kitabın en zayıf kikayesi. Ama belli ki bu adı bilinçle seçiyor Sait Faik, iletmek istediği bildiriyi okurlarına daha ilk hikayesinde duyurmak istiyor: “Mesutları çok az bir mahallenin çocukları değil miydiler?”s16

""
Sait Faik ilk dönem hikayelerinde zenginlere, sömürücülere, züppelere kızacak, emeği, emekçiyi yüceltecektir. Ne var ki sonraki hikayelerde düşmediği bir yanılgıya düşer “Semaver” hikayesinde Sait Faik: Asıl yöntemi yaşadığı, gözlemlediği gerçeklikten hareket olduğu halde bu hikayesinde okuduklarından, kitaba dayalı düşlerden hareket eder, bunun için bir yapaylık, bir özenti sırıtır hikayede…s.16

Sait Faik’in Hikayeciliği-Fethi Naci-Adam-1990.İstanbul

Sit Faik'in "Kişiye Özel" beğenilen bir yanı olduğunu düşünüyorum. Bu kanıya, öykü seçiminde kapıldım. Çok geniş bir yelpazede öykü adları varildi. Gerçi seçimler genelede tüm öykülerinin sadece okuduğumuz bir bölümüyle sınırlı kaldı kanımca. yani tüm külliyatını çoğumuz okumadık. Buna da gerek olduğunu sanmıyorum. (Tüm külliyatının okunması gerektiğini, tüm külliyatını okumadan da öyküleri burada okuyup değerlendirebileceğimizi söylemek istiyorum.)

İlk dönem öykülerinin en çok bilineni sanırım "Semaver" öyküsü. Sevilmesinin belki de nedenlerinden birisi, bize tanıdık gelen, "Türk Filmi anlatımı" nın erken bir örneği oluşu. Arabeske giden yolu hissettiren bolca iyimserlik.

Bunun beni okurken rahatsız ettiğini söylemek istemiyorum. Bir parça, büyük bir yazarın yazdığı bir şeyi okuyorum koşullanmasını bir kenera bırakıp ona göre bir değerlendireme yaptığımda, eksikleri ve daha sonraki Sait Faik'in içten içe müjdecisi olan bir yanı olduğunu hissettirdiğini yadsıyamam.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

""
İlk dönem öykülerinin en çok bilineni sanırım "Semaver" öyküsü.

Bazen, genellikle bilinen öykülerinin/eserlerinin incelenmesi yazara yapılmış bir haksızlık gibi geliyor bana. Yazar da değil belki, diğer eserlerine.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

Sait Faik'in sitedeki son iki öyküsü, İpekli Mendil ve Semaver, haleti ruhiyemden mi yoksa zaten potansiyel olan melankolik halimden mi, kışın karanlık, kasvetli ve soğuk havasından mı, her ikisinde de ölümün yer almasından mı - hepsi birden de olabilir - bende hemencecik okuyup uzaklaşmak ihtiyacı hissettirdi, yorum yapmak için detaylı düşünmekten kaçarcasına uzaklaştım.

Semaver, masalsı bir mutlulukla başlamıştı, devamında ağırlıklı bir kasvet ve sonunda da hissiz - ya da nötr mü demeliyim - bir rutinle bitti gibi hissettim.

""
"Semaver, ne güzel kaynardı! Ali semaveri,içinde ne ıstırap, ne grev, ne de kaza olan bir fabrikaya
benzetirdi."


Semaver, kaynamak, sıcaklık... İçimi ısıttı... "Ben neye benzetsem acaba onu? " diye düşündüm...

""
"-Allah affeder ana, dedi.
Sonra saf, masum sordu:
-Allah hiç gülmez mi? "

Bu kısmı okurken tebessüm ettim. Bana "Allah uzayın nersinde? " diye soran beş yaşındaki bir çocuğu hatırlattı.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

"Semaver" Sait faik'in anıldığı birçok yerde anılmasa aklımda kalan öykülerinden biri olmazdı.
Bana göre Sait Faik, toplumsal olanı bireyin yaşantılarıyla öykülerine taşımış böylece bireysel uzantılarıyla toplumsal olanı aktarmıştır. Bunu böyle yapmayı hedeflememiştir. Nasıl yaşıyorsa öyle, öykü nasıl geldiyse... Ama bu öyküsünde birazcık ideali de sunmaya çalışmış eren'in yapmacıklık dediği de o bölümlerde ortaya çıkmış. Fethi Naci mehmet Sürücü'nün alıntıladığı yazısında bu konuya değinmiş sanırım.
Öykünün bütünü içinde biraz yapmacık dursa da mutluluğa dair betimlemelerde ifadelerin sadeliği ve sözcüklerin çağrışım yükü şimdiden "Sait Faik'e has"lık taşıyor.

""
Ali işten çıkmış gibi terli ve pembe idi.
Yanızca pembe sözcüğü mutluluğa dair birçok sözcük barındırıyor: Canlılık, sağlık, hayal, umut v.b.

Öyküde en Sait Faik:)

""
Halıcıoğlu'ndaki fabrikanın bacası kafasını kaldırmış,bir horoz vekarıyla sabaha, Kâğıthane sırtlarında
beliren fecr-i kâzibe bakıyordu. Neredeyse ötecekti.

Fabrika ve semaver arasındaki benzetmelerden sonra evde semaveri yakan kişinin ölmesi hayal kırıklığına dair bir metafor olup olmadığını düşündürdü bana.

Mutluluk kahkahalarına rağmen bir hayal kırıklığının öyküsü var "semaver"de.

Sait Faik bu öyküyü bir daha yazsaydı nasıl biitirirdi merak ediyorum. Belki anne ölmezdi.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

"Samimiyet" , Sait Faik öyküleri hakkında söyleyebileceğim ilk sözdür. Onun öykülerinin konuları, son derece sıradan ve gerçek karakterlerinde, öykünün bir kenarında durup öykü karakterine sorular sorması, kısacası onun öykülerinin her bir ayrıntısında bulurum "samimiyet"i. Eren'in aksine Semaver'de bu konuda bir sıkıntı olduğunu düşünmüyorum.

Semaver'i , hayal dolu bir Haliç'li işçinin, Ali'nin hayal dünyasının merkezine oturtan, anlatıcının varlığını bir masal okurmuşcasına sezdiğimiz ama bir o kadar da gerçek bir öykü Semaver bence. Ali'nin annesinin ölümü karşısında çok çok istese de "Muvaffak olmuş bir aktör" gibi durup kalışı, ölüm duygusunun gerçekliğini başkaca anlatabilir miydi yazar? Bilemiyorum doğrusu...

Semaver hakkında, yayınlandığı ilk dönemde gazetede yorum yazan NAzım Hikmet'in yazısından alıntılar yapacağım. Bence tartışılması gereken bir öykü Semaver


Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

Sait Faik'teki diğer konuşulması gereken nokta da insan sevgisi elbette.

Şu an anımsamıyorum ama bir öyküsünde, sanırım Harita'da Bir Nokta'da, "Anladım ki ben bayrakları değil insanları seviyorum." diyordu yazar. Bu cümle yazarın en aklımda kalan cümlesidir.

Semaver'deki tartışmamıza dönelim. Öncelikle öyküde geçen olayın gerçekten yaşanmış gözlenmiş mi yoksa gerçeğe yakın bir kurgulama mı olduğunu düşünürken karşıma yazarın kendi ağzından dökülen şu cümleler çıktı:

""
Vakalar yaşanmış değildir, onları ben hayalimde yaşatırım. Şahısların bazıları hayatta tanıdığım kişilerdir.

"Biranedeki Adam" (Lüzumsuz Adam kitabının üçüncü öyküsüdür) öyküsünden :

""
Sokakta, bir dükkanda, kalabalık bir yerde durup herhangi bir adamın yüzüne bakarak hayatının hiç olmazsa bir kısmını hikaye etmek mümkündür, hulyasına kapılırım.

""
Şimdi elimde bir takım malzeme var. Bunlarla bir bina kurabilirim(...) Bu adamın hikayesi ne olabilir?Sakın benden büyük vakalar beklemeyin, ne olur?(...) Adamın peşini bırakmayacağım. Evine gireceğim, küçük dertlerini büyük meselelerini öğreneceğim. Daha doğrusu, önümde bira hayal kuracağım...

Ali karakteri, biraz nostaljik, geçmişe iç çekerek baktığımız türden bir tip. Okuyan, hassasiyetler taşıyan bir işçi. Hani işin cinliğini de bilir ama yapmaz, ahlaklıdır.Natbinkerton romanlar okur, Alimiz başkacadır.

magazine_nat_pinkerton_89.jpg

Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

Okuduğu romanlara bakarak -Nat Pınkerton- Ali'nin ne tip hassasiyetler taşıdığını düşünebiliriz ki?..


Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

""
-Hikaye yazmaya ilk ne zaman başladınız, Sait Faik Bey?
-Bursa Lisesi'nde onuncu sınıftaydım, edebiyat hocamız bir vazife yazmamızı istedi. Ben "İpekli Mendil" isimli bir hikaye yazıp verdim. Ertesi ders hoca bu hikayemi bütün sınıfa okuttu. Neden okutuyordu bir türlü anlamamıştım. Meğerse hikayeyi çok beğenmiş, sonra beni yanına çağırıp, eğer böyle yazmakta devam edersen iyi hikaye yazabileceksin sen, demişti. İşte ilk bu şekilde yazmaya başladım. Hocam, bana daima cesaret veriyordu. İkinci olarak "Zemberek"i yazdım. Sonra istanbul'a gelip Edebiyat Fakültesine girdim. Orada rahmetli Kenan Hulusi'nin verdiği cesaretle hikaye yazmaya devam ettim.s-1469-1470

Bütün Eserleri-Sait Faik Abasıyanık-YKY-İstanbul.2002

Semaver ilk yazdığı öykü değil. Eren'in dediği gibi ilk yayınlanan kitabının ilk öyküsü. Varlık dergisinde, 1 Nisan 1935'te yayınlanmış.

Sait Faik'in bazı öykülerini beğenip, bazılarının bizde başkalarının üzerinde uyandırdığı etkilerin oluşmamasının nedenleri üzerinde düşünmek gerek sanırım. Dilinin sadeliği, konu ve karakter oluşturmadaki başarısı, her öyküde kolayca bir özdeşleşme, kahramanıyla kolaca empati kurabilmemizi sağlıyor. Anlatım dili dolaysız, karmaşık değil. Cümleleri kısa. Gereksiz sözcüklerden arınmış.

Şunu düşünelim, günümüze kadar Türk öyküsünde çok yer katedildi. Çok farklı, değişik anlatım teknikleri denendi, çok iyi yazarlar yetişti. Bunları okuduk. Bunların etkileri de var bizim üzerimizde. Şundan söylüyorum bunları; biraz da yazarı zamanı koşullarında değerlendirmek gerekmez mi?

""
-Umumiyetle nerede ve nasıl yazarsınız?

- Hikâye yazmak için oturduğum hiç vaki değildir. Hikaye yazmak içimden gelmeli ve sonra oturup yazmalıyım. Hikâyelerimi ekseri herkesin arasında, bir balıkçı kahvesinde ve evimde gece yarısından sonra annem uyurken yazarım.

""
-Niçin hep denizcilerden ve balıkçılardan bahsedersiniz?

- Adada oturuyorum. Denizi pek çok severim, balıkçıları da öylesine. Balıkçı kahvesine gider otururum. Oraya çeşitli balıkçılar gelir, ben onlarla ahbaplık eder, kayıklarıyla denize çıkar, onları avlamaya çalışırım.

""
-Hikâyeci olmasaydınız ne olmayı düşünürdünüz?

-Kahveci, kahveci olmayı çok isterdim. Hem gene de istiyorum. Şöyle deniz kenarında sessiz bir kahvem olsun, oraya kim bilir ne çeşitli insanlar gelip gidecek, ben onları tanıyacak, seveceğim.

O öykülerini insanların arasına karışarak buluyor. Kahveci olmak istemesinin nedeni, kahvahanenin bir insan bankası olduğunu düşünmesi. Sokaktaki insanı seviyor. Denizi balıkçıyı.

Bir öykü konusu geliyor aklıma. Deniz kıyısında küçük bir kahvehane. Kahveci de Sait Faik. Ama öykü yazmayı bilmeyen bir Sait Faik. Tüm duyarlılığına sahip, insanları seven, bir sürü müşterisinden çay parası alacaklı. Denizin kıyısındaki kahvehanenin önündeki rıhtımda sıralanmış kayıklar, binlerce martı. Birisi topal olacak tabi ki, bir gün bir balıkçının martıyla konuştuğunu görecek.

Gelin, birimiz yazsın şu öyküyü. Veya birkaçımız.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

""
Deniz kıyısında küçük bir kahvehane. Kahveci de Sait Faik. Ama öykü yazmayı bilmeyen bir Sait Faik. Tüm duyarlılığına sahip, insanları seven, bir sürü müşterisinden çay parası alacaklı. Denizin kıyısındaki kahvehanenin önündeki rıhtımda sıralanmış kayıklar, binlerce martı. Birisi topal olacak tabi ki, bir gün bir balıkçının martıyla konuştuğunu görecek.

Bana kalırsa bu öykünün bitmesine az kalmış.Smile Bitirmek de önce fikir sahibine düşer. Sait Faik'le ilgili böyle bir atölye çalışması bence çok güzel bir fikir. Denemeli!..

""
Kahveci olmak istemesinin nedeni, kahvahanenin bir insan bankası olduğunu düşünmesi.
Buradaki "banka" sözcüğü yerine başka bir sözcük koymalı bana göre.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

Haklısınız, ama yerine hangi sözcüğü koyabileceğimi bulamadım. kaynak, depo, galeri... hiçbirisi karşılamıyor gibi.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

insan şenliği?

Bence hikâye kahvecinin çırağının gözünden anlatılmalı.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

Harika bir düşünce. Düşünmek gerek bu yolda.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Semaver

"İnsan şenliği" evet, "insan şenliği" daha uygun- Sait Faik bunu tercih ederdi "banka" ya.