Kara bir gölde
debelenir durur hep
Zeus'un oğlu.
İshak
"İshak"
Onat Kutlar
İshak
YKY, 2009
sf 101-111
Öykü forumdan kaldırılmıştır. Bkz.: Forum İşleyişi
"İshak"
Onat Kutlar
İshak
YKY, 2009
sf 101-111
Öykü forumdan kaldırılmıştır. Bkz.: Forum İşleyişi
|
Yazar: özak
Gün çekilirken her şey daha gerçek, pervasız ve yalın. Yalnızlık daha ürkünç. Uyusam geçer belki ya da şuracıkta ölüversem. Yok olsam incinmem artık şu var olma saçmalığından.
Nasıl dingin, huzurlu bir sabaha uyanmıştım oysa. Son...
|
|
Yazar: gönenç kaytaz
Merdivenleri dörder beşer iniyor, daha az önce baktığım kol saatime tekrar bakıyordum. Neredeyse akşam olmuştu. Akrebi sekizin üzerine doğru çeken yelkovan kalbimin atışlarını tekrar hızlandırmış ve böyle anlarda her zaman yaptığım gibi...
|
|
Yazar: Mehmet Sürücü
Lodosun sokaktan havalandırıp, kahvehanenin açık kapısından içeri savurduğu mor soğan kabukları, havada kararsız hareketlerle dalgalandıktan sonra, birisi pencereye doğru yönelirken, bir diğeri sıcak su kazanının kenarına çarparak,...
|
|
Yazar: özak
Gecikti mi servis? Yok var daha. Ben huzursuzlandım. Çocuğun keyfi yerinde oysa. Çizdiği yamuk doğruda sekip duruyor mutlu ve güleç. Akşama dek gelmese servis, şikayetsiz oynar böylece. Bir de ben kurtulsam şu müşteki halimden. Perdeyi...
|
|
Yazar: Mehmet Sürücü
Akşama doğru, gölgeler duvar diplerinden, sokağın ortasına doğru uzamaya başladığında, öğlen kesilip, tekrar esmeye başlayan poyraz, akasyanın sararmaya başlamış yapraklarından birkaçını daha dibine dökerek, altında yatan, yırtık, pis,...
|
Siz de öykülerinizi bizimle paylaşmak isterseniz, işe şu başlığa göz atmakla başlayabilirsiniz: "Uzun Hikâye'de Öykü Yayımlamak"
Re: İshak
İlk ve eksik izlenim-
Öyküyü ilk kez okurken, Onat Kutlar' ı da ilk kez okuyor olduğumu düşündüm. Öyküden ziyade sanırım diline yoğunlaştı dikkatim. Bu yüzden değerlendirmelerim kurguyu kapsar nitelikte değil. Çiftçi ve şapkalı adam diyaloglarının tadına varmamı engelleyen birşeyler var. Sanki çeviri bir öykü okuduğumu düşündüm bazı anlarda. Bu benim daha ziyade açıklayıcı cümlelerle desteklenmiş öyküleri daha çok okuyuşumdan kaynaklı bir algılayış ta olabilir. Daha kestirme ve imgesel bir dil kullanılmış öyküde.
(Bu son cümlem daha ziyade diyaloglar esnasında kullanılan dile yönelik.)
Ama kestirme oluşu netlikten ziyade ifade bulanıklığı içeriyor. Dediğim gibi yeniden okumalıyım. Ben de merak ediyorum; bu öyküye ilişkin, ilk anda farkedemeyip sonradan keşfedeceklerimi...
Re: İshak
Ek:
"İki adamın düşünceleri, aynı anda yuvarlanan bir şeyleri durdurdular."
Bu cümlede de sanki aksayan bir şey var gibi geldi.
Re: İshak
Defalarca okuyorum bu cümleyi. Yazarın, sinsi, insanın kendine bile itiraf etmeye korktuğu bir duyguyu, insanın kendini dünyaya ve yeni olana kapattığı bir yaşama biçimini bu kadar iyi ifade edebilmesine içerliyorum neredeyse.
Re: İshak
Bu da öyküye adını veren İshak kuşu:
(Kaynak)
Re: İshak
Çok başarılı bir kriz/ panik betimlemesi. Ürkütücü sonuç, o sonucun olası olduğunun bilinir olmasıyla önlenemez bir biçimde yaklaşıyor. O ürkütücü ihtimalin varlığı değil, bilinir olması neden oluyor cinayete.
Re: İshak
Onat Kutlar'ın tüm öykülerini okuyup bitirdikten sonra en beğendiğim bu olmuştu.
Öykü, birbirine uzak , birbirini anlamayan, yaşamı bambaşka yorumlayan iki insanın bir cinayetle bir araya gelişinin anlatıyor. Hemen aklıma Can Yücel'in şiiri geldi öyküyü okurken :
İshak bir simge aslında, insanların başkalıkları noktasında bir ayrıntıdan ibaret.
Re: İshak
Okuduğumuz üç öykünün de ("Hadi", "İshak", "Mühür") birer cinayet hikâyesi olması ilginç değil mi? İshak'taki diğer hikâyeleri hatırlayamıyorum şimdi. Bilen/ hatırlayan var mı?
Re: İshak
" Ağaçların öbür yanında bir tek pencereyi koruyacak kadar kalabilmiş yalnız bir duvar yıkıntısı..."
Bu cümleyi inanılmaz güçlü buldum. Duvar, hayata dair olan diğer herşeyle aramıza giren bir engel gibi. Duvarın çevrelediği yaşantılar ve duvarın dışında kalan gerçekler var. Ötekileşme sembolü olarak kullanıldığını düşündüm. Yıkılmış duvar parçasının üzerinde barınan pencere ise, bizden olmayana- öteki olana- bakışı simgeliyor. Diğer duvarlar yıkılmış, belki de penceresizdiler.
Dışarıya açılan bir tek pencereyi bile taşıyor olması, o duvarın halen ayakta duruyor oluşunu da açıklar gibi sanki.
Re: İshak
Evet, öyküyü özetleyecek bir cümle seçseydim; ben de -Eren gibi- bu cümleyi seçerdim.
Öykü sanki bir mitoloji gibi anlatılmış; daha doğrusu çiftçinin anlatısı öyküyü mitolojiye yaklaştırmış. İshak ismiyle de birleşince pek çok yan hikâye, çağrışım, ima da bulunabilir. Yıkıntıların (sanki Lut kavminin yıkımını çağrıştırdı bu bana) önüne oturanların birinin silahlı-avcı, diğerinin çiftçi olması gibi... Ancak hiç bunlar üzerine durmadan da devam edilebilir.
Şu uzun konuşma öyküye çok şey katıyor:
Bu anlatıda özellikle altını çizdiğim yerler öyküye dair çok şey söylüyormuş gibi hissediyorum. "Yürekteki güvensizlik" bir yandan çiftçiliğin doğaya bağlı yaşamı ve onun gücü altındaki çaresizliğini simgelese de, bir yandan da çiftçiyi bir tapınağa sürükler gibi bu noktaya getirmesiyle mistik bir boyut kazanıyor. Hemen arkasından "tanrının yanmışlığı"ndan söz etmesi karakterin kendinin bilincine varmasını gibi görünse de bana inatla Tevrat'taki tanrının Musa'ya göründüğü "yanan çalı" hikâyesini anımsattı. Son olarak, çiftçinin "bana huzur veren şey, seni sadece rahatsız edecektir" sözü tam bir kutsal kitap cümlesi gibi geldi bana.
Tabii bir de İshak kuşuna dair söylenceler var; sevenlerin kavuşamaması üzerine kurulu olan... Sanki şu cümleler bu düşüncemi destekliyor:
Yine de "dipsiz bir kuşku kuyusu" olan İshak, kişinin kendiyle hesaplaşması diye düşünüyorum.
Öykünün sonunda İshak kuşu sandığımızın bir taş olduğunu öğrendiğimizde ise başta dikkat çektiğim yıkıntılar meselesine geri dönüşle Lut kavminin başına gelen yıkımın bir yinelenmesine tanık olduğumuz hissi güçleniyor bende.
Re: İshak
İshak öyküsünün henüz yoğun tesiri altında iken yazabileceğim tek şey sanırım şu: Vay!
Re: İshak
"İshak"a hak ettiği zamanı ayıramamıştım. Bugün öyküye biraz daha zaman ayırıp, aradan geçen zamanın da etkisiyle neredeyse yepyeni bir gözle yeniden okuyorum. Daha önce beni düşündüren ama bir türlü içinden çıkamadığım bazı noktalarda aşırı-yoruma başvurmaktan başka bir çözüm bulamıyorum. Bakalım nereye varacak...
Hikâyede nereye gideceği belli olmayan, hattâ bir yere gidip gitmeyeceği bile bilinmeyen bir gerilim var (suspension). Özellikle şu bölümün bu duyguyu iyi hissettirdiğini düşünüyorum:
Şapkalıyla çiftçi arasındaki bu gerilimin öykü boyunca başarıyla sürdürülmesini, çiftçinin yer yer "bilgece" diyebileceğimiz tiradlarına karşın diyalogların başarısına bağlıyorum. Barış şapkalı-çiftçi ikiliği avcı-çiftçi karşıtlığına benzetiyor; bende oluşan ilk çağrışımsa kent-kırsal ya da modern-geleneksel gibi bir karşıtlıktı. Çiftçinin kendini adadığı "kadim" hikâyenin şapkalıya "mantıksız", deli saçması gibi görünmesi de bu karşıtlığı güçlendiriyor.
Çiftçinin şapkalıyı öldürmesini batmak üzere olan dev bir öküzün son çırpınışı olarak da okuyamaz mıyız?
Bu cümleler şapkalının ölümünü kendi doğasına aykırı davranmasına (karlı havada dışarı çıkmasına) bağlıyor. Şapkalı'nın kendi silahıyla vurulmasındaki ironinin bu cümlelerle örtüştüğü düşüncesindeyim. Çiftçi'yse bu cinayetle kendini çoğaltıyor, şapkalının uğursuz bulduğu masalsı yaşantısını sürdürüyor. Yeni masallar anlatmaya devam ediyor. Öykünün son paragrafı, okuduğumuz bu öykünün de Çiftçi'nin yazdığı masallardan biri olduğunu işaret ediyor. Öyküde cinayeti işleyene hak verilmesini, cinayetin neredeyse coşkuyla karşılanmasını başka nasıl açıklayabiliriz ki?
Re: İshak
Bu diyalog, özellikle de Çiftçi'nin son cümlesi Lacan'ın objet petit a'sını çağrıştırıyor. Lacan, kabaca "bir başkasının arzusunu gerçekleştirmek" diye özetleyebileceğimiz bu kavramı 1957 senesinde Paris'teki bir seminerinde ortaya atıyor (kaynak), bu nedenle Onat Kutlar'ın doğrudan Lacan'dan esinlenip esinlenmediğini söyleyebilmek pek kolay değil. Ancak bu diyaloğun, öyle ya da böyle, bu kavrama denk düştüğünü düşünüyorum.
Bir de İshak var. İshak'ı bu hikâyenin MacGuffin'i olarak görebiliriz belki. Hitchcock'un 1939 senesinde verdiği bir derste açıkladığı MacGuffin kavramını gözümüzün önünde duran, açıklanması beklenen bir sır olarak özetleyebiliriz (kaynak). Çiftçi bu sırrı açıklamaya çalıştıkça şapkalının kayıtsızca reddetmesi, mantıksızlığı sürekli vurgulaması, dolayısıyla bu sırrın okuyucu açısından bilinemez kalması öykünün sembolik yapısının tam merkezindeki bu boşluğu giderek büyütüyor.
Hamiş: Truffaut'nun MacGuffin hakkında yaptığı açıklama için bkz. "Alfred Hitchcock'un Film Teknikleri".
Re: İshak
Eren, müthiş yorumlarınla öykü için yeni kapılar açmışsın; ellerine sağlık.
İshak kitabının tümünü yeniden okumaya başladım. Alıntıladığın son cümlenin bir benzeri Hadi'yi izleyen "Yunus" öyküsünde de kurulmuş. Şöyle:
"Merkezdeki boşluk" fikri, Türkiye'de, bilebildiğim kadarıyla, 90'lı yıllardan beri Lacan'ın "yok-merkez" ya da "bir doluluğun yerine ikame eden boşluk" kavramıyla özdeşleştiriliyor.
Ancak ben hem Kutlar'ın yaşadığı dönemden hem de bu öyküleri yazdığı yaşlardaki (G.Doğu'dan büyük kente gelmiş delikanlı) ruh halinden yola çıkarak daha çok Doğu'ya özgü bir "arabesque" motifinin işlendiğini düşünüyorum. Böylece buradaki "boşluk"u "mutlak yokluk", "tanrıyla doldurulması gereken boşluk" şeklinde korkulası bir olgu olarak anlıyorum. Ölümle ilişkilenmesi de bundan. Bezeme tarzı olarak "arabesk"in temelindeki birbiri içine geçen motiflerle doldurulmuş boşluk fikri buna tekabül ediyor ve Doğu yaşantısında sezgisel olarak bilindiğini düşündüğüm bir duygu bu.
Re: İshak
Bu konuda sana katılıyorum. Doğrudan bir esinlenme kronolojik olarak pek mümkün değil. Öte yandan serbest çağrışım o kadar güçlüydü ki, dile getirmeden edemedim.
Re: İshak
Bir aşırı-yorum da benden.
Ölenin şapkalı olduğuna nasıl emin olabiliyoruz. Öykü boyunca şapkalı ve çiftçi tanımlamaları yapılırken öykünün sonunda kişiler adlandırılmıyor ya da tanımlanmıyor.
Buralarda bilerek adlandırılma yapılmadığını düşünüyorum. Sanki kimin öldüğüne kimin zayıf olduğuna okuyucu karar versin der gibi.
Re: İshak
Şu cümleler bence bu konuda fazla kuşkuya yer bırakmıyor:
Re: İshak
Nasıl olur? Bu cümleler nerde yazıyor. Benim okuduğum öykünün sayfalarını ishak mı kemirmiş yoksa.
Re: İshak
İshak öyküsünün bir döngünün nasıl kendini sürekli yeniden yeniden yaşattığının öyküsü olduğunu düşünüyorum. Şapkalının değil de çiftçinin ölmüş olma olasılığının da güçlü olduğunu bu sebeple düşünüyorum. Sanki yıllar önce birileri de çiftçiyi buraya getirmiş ve ishak'ı tüm sırlarıyla beraber ona emanet etmiş gibi.
Re: İshak
s. 109. Kimin kemirmiş olabileceği konusunda fikir yürütemiyorum
Re: İshak
Önce şaka yaptığını düşündüm. Ama sanırım ciddisin. Benim okuduğum "İshak" öyküsü yapı kredi yayınlarının 1999 yılında bastığı aynı adlı kitapta. Kitabın toplam sayfa sayısı bile 100 değil. Acaba Kutlar 17 yıl sonra kitabın ikinci kez basılacağı baskı için öyküde bir değişiklik yapmış olabilir mi?
Re: İshak
Ben forumdan indirdiğim öykünün sayfa numarasını verdim. Hmm, tuhaf şeyler oluyor...
Re: İshak
Ben forumdan indirip okumamıştım. Elimde kitap varken ve kağıt üzerinden okumayı daha keyifli bulduğum için forumda ki haline de bakmamıştım. Neyse ki Barış indirmiş bir de o versiyonunu okuyayım bakalım.
Re: İshak
Eren'in sözünü ettiği kısmı, ben de Nurten gibi, şaşkınlıkla okudum.
İshak'ın A Dergisi Yayınları'nın 1959 yılında yaptığı baskısı, Hüseyin Cöntürk tarafından Bilkent Kütüphanesi'ne bağışlanmış. Ayrıca Can Yayınları'nın 1985'te yaptığı başka bir baskıya da rastladım. Bunlara bakıp bir şeyler söylemeye çalışacağım.
Re: İshak
Belki de bunca yıldır hiç kimse fark etmeden orada durup duran bir büyük yayıncılık hatasını fark ettik.
Re: İshak
Herhalde sonraki baskılarda bir not falan koymuşlardır diye düşünüyorum. Muhtemelen Cihan'daki baskıda bununla ilgili bir yayıncı notu mevcuttur. Editörleri ya da danışman olarak kullandıkları bir edebiyat tarihçisi sağlıklı bilgi sağlıyordur bu konularda yayınevlerine; öyle olmalı.
Re: İshak
Elimde İshak'ın YKY tarafından yapılan son ve özel baskısında eren'in haklı olduğu görülüyor, yani öyküde de kimin öldüğü açık.
Ben hala bu cümleyi düşünüyorum. Öykünün özü olan ve başlı başına bir öykü olan bu cümleyi... İnanılmaz. Ereninkiler başta olmak üzere tüm yorumlardan sonra öykü daha keyifli hale geldi. Hatta baştan bir O.Kutlar okuması yapmayı düşündürdü...
Re: İshak
Cihancığım, baskı farklılıkları üzerine elindeki baskıda bir not var mı; kontrol edebilir misin?
Re: İshak
Hayır bu konuda hiçbir açıklama yok. YKY bu baskının sonuna şu notu iliştirmiş sadece:
O zaman ortada büyük bir sıkıntı var. Benim tahminim O.Kutların sonradan eklemesini yayıncı notu olmadan sunmaları. Ama sadece tahmin. Diğerini düşünmek bile istemiyorum.
Re: İshak
O zaman kitabın bendeki YKY ilk baskısında (kitabın yayın hakları 1998'de alınmış 1999 baskısı) öykünün bir kısmını kullanmayan, ardından on yıl sonraki "özel baskı"da karar değiştirip hiçbir açıklama yapmadan öyküye yeni bir bölüm ekleyen, bu yüzden okuyucuları editörün işleviyle yükümlendirerek kütüphaneye giderek kitabın ilk baskısını bulmakla görevlendiren "başarılı" yayınevini, Onat Kutlar adıyla böyle bir karmaşaya imza attıklarından dolayı en içten dileklerimle kutluyorum.
Re: İshak
Çok tuhaf, yaptığın heykelin kolu olmadan sergilenmesi , daha sonra kollu haliyle de farklı yerlerde görülmesi gibi.