Kara bir gölde
debelenir durur hep
Zeus'un oğlu.
Ayran
"Ayran", Yeni Dünya
Sabahattin Ali, 1938
YKY
Öykü forumdan kaldırılmıştır. Bkz.: Forum İşleyişi
"Ayran", Yeni Dünya
Sabahattin Ali, 1938
YKY
Öykü forumdan kaldırılmıştır. Bkz.: Forum İşleyişi
|
Yazar: özak
Gün çekilirken her şey daha gerçek, pervasız ve yalın. Yalnızlık daha ürkünç. Uyusam geçer belki ya da şuracıkta ölüversem. Yok olsam incinmem artık şu var olma saçmalığından.
Nasıl dingin, huzurlu bir sabaha uyanmıştım oysa. Son...
|
|
Yazar: gönenç kaytaz
Merdivenleri dörder beşer iniyor, daha az önce baktığım kol saatime tekrar bakıyordum. Neredeyse akşam olmuştu. Akrebi sekizin üzerine doğru çeken yelkovan kalbimin atışlarını tekrar hızlandırmış ve böyle anlarda her zaman yaptığım gibi...
|
|
Yazar: Mehmet Sürücü
Lodosun sokaktan havalandırıp, kahvehanenin açık kapısından içeri savurduğu mor soğan kabukları, havada kararsız hareketlerle dalgalandıktan sonra, birisi pencereye doğru yönelirken, bir diğeri sıcak su kazanının kenarına çarparak,...
|
|
Yazar: özak
Gecikti mi servis? Yok var daha. Ben huzursuzlandım. Çocuğun keyfi yerinde oysa. Çizdiği yamuk doğruda sekip duruyor mutlu ve güleç. Akşama dek gelmese servis, şikayetsiz oynar böylece. Bir de ben kurtulsam şu müşteki halimden. Perdeyi...
|
|
Yazar: Mehmet Sürücü
Akşama doğru, gölgeler duvar diplerinden, sokağın ortasına doğru uzamaya başladığında, öğlen kesilip, tekrar esmeye başlayan poyraz, akasyanın sararmaya başlamış yapraklarından birkaçını daha dibine dökerek, altında yatan, yırtık, pis,...
|
Siz de öykülerinizi bizimle paylaşmak isterseniz, işe şu başlığa göz atmakla başlayabilirsiniz: "Uzun Hikâye'de Öykü Yayımlamak"
Re: Ayran
Yeni öykü...
Re: Ayran
"Ayran" en sevdiğim Sabahattin Ali öykülerinden biridir. Canlı anlatımı, bizi Hasan'ın duygu dünyasına davet eden zengin betimlemeleri ve benzetmeleriyle üzerine en konuşulmayı hak eden Sabahattin Ali öyküsü belki de.
Öykü, daha başlarken, bize meşum şeylerden söz edeceğini sezdiriyor.
Güneş bile, o umutları bağrından çıkarıp bize veren güneş bile doğar doğmaz pis su birikintilerinde boğuluyor bu hikâyede. "Beklentinizi fazla yüksek tutmayın," diyor bize yazar. (Bu arada, güneşin "iki mızrak boyu" yükselmesi ne demektir, günün nasıl bir saatine, güneşin hangi yüksekliğine karşılık gelir, bir türlü anlayamamışımdır. Daha başka pek çok yazar kullanırı halbuki bu ifadeyi.)
Küçük Hasan'ın ayran satabilmek için tren boyunca bir ileri br geri gidip gelmesi, çaresiz, başka her türlü ihtimali dışlayan bir umutla kapalı pencerelere bakması çok canlı biçimde anlatılmış.
Bunun gibi, evde Hasan'ı bekleyen iki kardeşin, insan değil de yemekten başka hiçbir şey bilmeyen kuş yavruları gibi betimlenmesi öykünün çarpıcılığını, Hasan'ın içinde bulunduğu çaresizliğin etkisini iyice artırıyor.
İsterdim ki forum kullanıcıları da bu güzel öykü hakkında iki kelâm etsin, haftalardır sabırsızlıkla okunmasını beklediğim öyküyü sindirmek konusunda bana yardımcı olsun.
Re: Ayran
Re: Ayran
Bu ifade ilk kez dikkatimi çekti, daha önce okuduysam da hatırlamıyorum, burada olayın gittiği nokta mızrak'ın çağrışımlarını güçlendirdiğinden olsa gerek ifadenin aklımda kalmasını sağladı. Sanırım akşam mutlu bir şekilde dönülecek olsaydı, mızrak sözcüğü yerine başka bir sözcük seçerdi yazar.
Öte yandan ben de, eren gibi "iki mızrak boyu" üzerine düşündüm. Bu ölçü nereden, nasıl çıkmış? Ne kadardır boyu bu yüksekliğin. Ve sonra anca güneş ufukta (batarken) yere değmek üzere iken ki yükseklik diye karar verdim.
Necati Cumali de "bir kurşun atımı" nı kullanıyordu benzer bir biçimde.
Re: Ayran
"Mızrak boyu" ise benim gördüğüm kadarıyla hep güneşin yüksekliğini belirtmek için kullanılıyor. Ama bende "sigara içimlik"te olduğu gibi bir çağrışım yaratmadığı için anlayamıyorum. İş başa düştü, internette biraz araştırayım dedim. Karşıma genellikle namaz vakitleriyle ilgili bilgilendirici sayfalar çıktı. Demek ki, "mızrak boyu" din referanslı bir deyim. (Zaten "mızrak"tan bahsedilmesi ne kadar eski olabileceği hakkında da fikir veriyor.) Karşılaştığım sayfalardan bir tanesi "bir mızrak boyu"nu 5 derece olarak tanımlamış ve eklemiş: "memleketimize göre kırk ile elli dakika arasında bir zamanla yükselişine kadar olan zamandır" (güneş doğruktan sonra 40-50 dakika sonrası kastediliyor olmalı). Tabii bu süre mevsimden mevsime değişeceği için, kesin olan "5 derece" tanımını kullanmak daha yerinde olur herhalde. Bir mızrak boyu 5 dereceyse, iki mızrak boyu, içler dışlar çarpımı yapıyoruz: 10 dereceye karşılık geliyor. Güneşin gün boyunca 180 derecelik bir alanda hareket ettiği düşünülürse buradan her gün için iki mızrak boyunun ne kadar olduğu hesap edilebilir. Kolay gelsin
Re: Ayran
Güneş her mevsim aynı saatte doğmaz. Bu ölçünün, saatin kaç olduğunu tahmin edebilmemiz için mevsimi de bilmemiz gerekir diye düşünüyorum.
Re: Ayran
Ayran görsel yanı çok güçlü bir öykü. Filmi çekilmeliymiş. Öte yandan sözcüklerle o kadar güzel betimlenmiş ki sahneler ne gerek var filme.
Re: Ayran
Ben de öykünün bu yönü üzerine çok düşündüm, yazar bunu düşünmüş de olabilir. Ömrü yetseydi belki bu denemeyi kendi de yapardı.
Re: Ayran
"Hakkını helal et" diye bağıran yolcuya öfkeleniyor insan; Madem öyle paranın üstünü alma da sen helal et, diye.
Küçük bir çocuk, kardeşlerine bakmak için istasyona ayran satmaya giderken, yaşadıkları köyde hiç mi adam yok, onlara bir lokma yiyecek bir şey vermiyor, diyorum, hemen açıklıyor Ali, annenin köylülerce dışlanacak bir iş yaptığını.
Ama, Ali, diğer öykülerinde de anlattığı şeyi yineliyor, aynı şeyi sorguluyor: Çaresiz bırakılan insanı. İnsanların vicdanını sorgulatmak, ay ne acımasızmış dedirtmek değil niyeti. Cumhuriyetin vaad ettiği, anayasasına koyduğu eşitlik, adalet, hukuk gibi kavramları sorgulatıyor bize. İşte sizin anayasanıza yazdığınız maddelerin yaşamdaki karşılığı, der gibi.
Re: Ayran
Hakkını helal et" sözü birden beni çok rahatsız etti.