Kara bir gölde
debelenir durur hep
Zeus'un oğlu.
Çevirilerimiz
Dedem söyleyip dururdu: “Hayat inanılmaz derecede kısadır. Şimdi hatıralarımı derleyip topladığımda örneğin, aklım şunu güç bela alıyor, genç bir adam, talihsiz rastlantıları hesaba katmaksızın olağan bir zamanda böyle bir gezinti için hayatın mutlu mesut akışı bile kesinlikle yetmezken, en yakın köye korkmadan at sürmeye nasıl karar verebilir.
* Orijinal öykü: Das nächste Dorf, Çev.: Nurten Aksakal, Barış Acar
kupkuru dalda
oturmuş kara karga:
eylül akşamı
Yazar: Matsuo Bashō
Çeviren: Eren İnan Canpolat
Özgün haiku:
kare-eda-ni
karasu-no tomari-keri
aki-no kure
Not: Çeviriyi bu haikunun 32 değişik İngilizce çevirisini karşılaştıran bir çalışmanın kılavuzluğunda yaptım. Belirli bir İngilizce çeviriyi temel almadığım için haikunun orijinalini paylaşıyorum. Dileyenler aşağıdaki kaynaktan haikunun İngilizce çevirilerine ulaşabilirler.
Kaynak: "A Crow on a Bare Branch: A Comparison of Matsuo Bashō's Haiku "Kare-eda-ni..." and its English Translations", Elin Sütiste
YAZARIN NOTU: Bu küçük öykü -aslı bir Hindu kıssasıdır- bana ilk kez New York, Scarsdale’li Bay Surendra Patel tarafından anlatıldı. Serbest bir uyarlama yaptım ve başkarakterlerin Efendi Şiva ve karısı Parvati olduğu öykünün asıl halini bilenlerden özür diliyorum.
Günlerden bir gün, başmelek Uriel asık suratla Tanrı’nın huzuruna çıktı. Tanrı “Ne o, canını sıkan bi’şey mi var?” diye sordu.
“Çok üzücü bi’şey gördüm,” diye yanıtladı Uriel, ve sonra ayaklarının arasını gösterdi. “Aşağıda”
“Yeryüzünde mi?” diye gülümseyerek sordu Tanrı. “Amaan, orada üzüntüden bol ne var! Eh, bi’ bakalım neymiş?”
Birlikte eğildiler. Bir hayli aşağıda, Chandrapur’un arka mahallelerinde, bir kır yolunda ağır aksak ilerleyen pejmürde bir beden gördüler. Pek zayıf bir adamdı, bacakları ve kolları yara bere içindeydi.
"Sirke içelim beyler," dedi Şuyev.
Kimse karşılık vermedi.
"Beyler!" diye bağırdı Şuyev, "sizlere sirke içmeyi teklif ediyorum!"
Makaronov koltuğundan kalktı ve "Şuyev'in önerisini kabul ediyorum. Hadi sirke içelim." dedi.
Rastopyakin "Ben sirke içmem," dedi.
O anda bir sessizlik çöktü ve herkes Şuyev'e bakmaya başladı. Ne düşündüğü anlaşılmıyordu.
Üç dakika geçti. Suçkov öksürüğe boğuldu. Ryvin ağzını kaşıdı. Kaltayev kravatını düzeltti. Makaronov kulaklarını ve burnunu oynattı. Ve Rastopyakin, kendisini koltuğuna bırakıp ilgisizce şömineye baktı.
Yedi ya da sekiz dakika daha geçti.
Ryvin ayağa kalkıp sessizce odadan çıktı.
Kaltayev gözleriyle onu takip etti.
Kapı Ryvin'in arkasından kapandıktan sonra Şuyev: "Pekâlâ. Baş kaldıran aramızdan ayrıldı.
Andrey Semyonoviç bir fincan suyun içine tükürdü. Su anında karardı. Andrey Semyonoviç kaşlarını çattı ve dikkatle fincana baktı. Su çok siyahtı. Andrey Semyonoviç'in kalbi küt küt başladı.
O sırada Andrey Semyonoviç'in köpeği uyandı. Andrey Semyonoviç pencereye gitti ve derin düşüncelere daldı.
Aniden büyük ve kara bir şey Andrey Semyonoviç'in yüzünün önünden geçip pencereden dışarı uçtu. Bu uçan Andrey Semyonoviç'in köpeğiydi, karşıdaki binanın çatısına doğru tıpkı bir karga gibi hızla yükselişe geçti. Andrey Semyonoviç kıçının üstüne oturup feryat etmeye başladı.
Yoldaş Popugayev koşarak odaya girdi.
"Senin neyin var? Hasta mısın?" diye sodu Yoldaş Popugayev.
Andrey Semyonoviç susup elleriyle gözlerini ovuşturdu.
Yoldaş Popugayev masanın üstünde duran fincana bir göz attı. "Bunun içine ne dökmüşsün?" diye sordu Andrey Semyonoviç'e..
"Bilmiyorum," dedi Andrey Semyonoviç.
Popugayev bir anda kayboldu.
Artık herkes taş yutmanın ne kadar tehlikeli olduğunu biliyor. Hattâ bir arkadaşım şu ifadeyi uydurdu: 'Taş-yut-teh'; 'Taş yutmak tehlikelidir' demek. Bu iyi bir şey. 'Taş-yut-teh' kolayca akılda tutulabiilr ve gerektiğinde kolayca hatırlanabilir.
Sözünü ettiğim arkadaşım, bir buharlı lokomotifte ateşçi olarak çalışırdı. Ya kuzey hattına ya da Moskova'ya giderdi. Adı Nikolay İvanoviç Serpukov olan bu adam bir paketi otuz beş kopeğe satılan Rocket sigaralarından içer ve sürekli bu sigaraların daha az öksürttüğünü, beş rublelik sigaralarınsa 'hep nefesini kestiğini' söylerdi.
Derken Nikolay İvanoviç bir keresinde şans eseri Yevropeyskaya Oteli'nin lokantasına girdi.
İşte bir şişe votka, öldürücü içkiler cinsinden. Onun yanında da Nikolay İvanoviç Serpukov'u görüyorsunuz.
Şişeden alkol dumanı yükseliyor. Nikolay İvanoviç Serpukov'un dumanı burnuyla içine çekişine bakın. Dudaklarını nasıl yaladığına ve kaşlarını nasıl çattığına dikkat edin. Anlaşılan, ona bayağı düşkün ve bunun asıl nedeni içkinin öldürücü içkiler cinsinden olması.
Ama Nikolay İvanoviç'in arkasında hiçbir şey olmadığı gerçeğini de bir köşeye not edin. Bir dolap, çekmeceli bir sandık ya da her neyse öyle bir nesenin yokluğu değil söz konusu olan: kesinlikle hiçbir şey yok, hava bile. İster inanın ister inanmayın, siz bilirsiniz, ama Nikolay İvanoviç'in arkasında havasız bir boşluk ya da hani derler ya, evrensel eter bile yok.
Sanatçı Michelangelo bir tuğla yığınının üstünde oturup elleriyle başını destekleyip düşünmeye başlar. Aniden bir yavru horoz oradan geçer ve yuvarlak altın rengi gözleriyle sanatçı Michelangelo'ya bakar. Bakar, ama göz kırpmaz. Bu noktada, sanatçı Michelangelo başını kaldırır ve yavru horozu görür. Yavru horoz bakışlarını indirmez, göz kırpmaz ve kuyruğunu oynatmaz. Sanatçı Michelangelo aşağı bakar ve gözünde bir şey olduğunu fark eder. Sanatçı Michelangelo elleriyle gözlerini ovalar.
Rüzgar esiyor, su akıyordu..
Kuşlar ötüyor,yıllar geçiyordu..
Ve bulutlardan yer yüzüne
Bazen yağmur düşüyordu..
Bak ormanda kurt uyandı..
Hırladı,uludu ve durakladı..
Sonra ormandan
Saldırgan kurt sürüsü çıktı..
Koca kurt korkunç gözlerle,
Iştahla çalılardan bakıyor..
Avını bir hamlede
Yüz parçaya ayırmak için...
Bir karanlık gece ormanda
Tuzakta tilki yakaladım..
Düşündüm: Eve giderim...
Tilki derisi götürürüm.
Yazan: Daniil Kharms
Çeviren: Hatice Aslanova
Ветер дул. Текла вода.
Пели птицы. Шли года.
А из тучи к нам на землю
падал дождик иногда.
Вот в лесу проснулся волк
фыркнул, крикнул и умолк
а потом из лесу вышел
злых волков огромный полк.
Старший волк ужасным глазом
смотрит жадно из кустов
Чтобы жертву зубом разом
разорвать на сто кусков.
Темным вечером в лесу
я поймал в капкан лису
думал я: домой приеду
лисью шкуру принесу.
Fare beni bir fincan çaya
Yeni evine davet etti.
Uzun zaman eve giremedim…
Ama sonunda zor da olsa içine sığdım.
Şimdi siz bana diyeceksiniz ki:
Neden ve niye,
Ne ev ne de çay var?
Hemen hemen hiçbir şey yok!!
Yazan: Daniil Kharms
Çeviren: Hatice Aslanova
В ГОСТЯХ
Мышь меня на чашку чая
Пригласила в новый дом.
Долго в дом не мог войти я,
Все же влез в него с трудом.
А теперь вы мне скажите:
Почему и отчего
Нет ни дома и ни чая,
Нет буквально ничего!
Nehirde gemi yüzüyor,
Çok uzaktan yüzüyor.
Gemide 4 cesur denizci.
Dik kulaklı ve uzun kuyruklu.
Ve onlar için sadece kediler korkutucu.
Sadece kediler ve kediler...
Yazan: Daniil Kharms
Çeviren: Hatice Aslanova
КОРАБЛИК
По реке плывет кораблик.
Он плывет издалека.
На кораблике четыре
Очень храбрых моряка.
У них ушки на макушке,
У них длинные хвосты,
И страшны им только кошки,
Только кошки и коты!
Ben çok düşündüm, sokakta kaplanın ne işi vardı diye.. Düşündüm, düşündüm, düşündüm, düşündüm, düşündüm, düşündüm, düşündüm, düşündüm….Bu zaman rüzgar esti ve ben ne düşündüğümü unuttum.. Ve böylece ben hala bilmiyorum sokakta kaplanın ne işi vardı???
Yazan: Daniil Kharms
Çeviren: Hatice Aslanova
ТИГР НА УЛИЦЕ
Я долго думал, откуда на улице взялся тигр. Думал, думал, думал, думал, думал, думал, думал, думал... В это время ветер дунул, и я забыл, о чем я думал.Так я и не знаю, откуда на улице взялся тигр.
Olga Forsh Aleksey Tolstoy'a uğrayıp bir şey yaptı. Aleksey Tolstoy da bir şey yaptı.
Bu noktada Konstantin Fedin ve Valentin Stenich dışarı fırlayıp uygun bir taş aramaya başladılar. Taş bulamadılar ama bir bahçıvan küreği buldular. Konstantin Fedin Olga Forsh'u bahçıvan küreğiyle parçalara ayırdı.
Derken Aleksey Tolstoy çırılçıplak soyundu, Fontanka'ya gidip at gibi kişnemeye başladı. Herkes: "İşte büyük bir çağdaş yazar, kişniyor." Ve hiç kimse Aleksey Tolstoy'a dokunmadı.
1934
* Hikâye, Sovyet Yazarlar Birliği'nin birindi kongresi dolayısıyla yazılmıştır. Yazar, muhtemelen, olayları sembolik olarak tasvir etmektedir. Sözü geçen kişilerin hepsi 1930'ların tanınmış Sovyet edebiyatçılarıdır.
Yazan: Daniil Kharms
Çeviren: Eren İnan Canpolat
Daniil Kharms
Sevgili Yakov Semyonoviç,
1. Adamın biri, koşup koşup kafasını bir demirci dükkânının duvarına öyle kuvvetli vurdu ki demirci elindeki balyozu bırakıp deri önlüğünü üstünden çıkarıp avucunun içiyle saçını düzelterek neler olduğunu görmek için sokağa çıktı. 2. Derken demirci, yerde oturan adamı fark etti. Adam yerde oturmuş kafasını tutuyordu. 3. "Ne oldu?" diye sordu demirci. "Aah!" dedi adam. 4. Demirci adama biraz daha yaklaştı. 5. Demirci ve bilinmeyen adamla ilgili anlatımızı burada kesip dört arkadaş ve bir haremle ilgili yeni bir anlatıya başlıyoruz. 6. Bir zamanlar dört harem meraklısı vardı. Her biri aynı anda sekiz kadınla birlikte olmaktan keyif alırlardı. Bir akşam harem hayatını tartışmak için bir araya geldiler. Şarap içip kör kütük sarhoş oldular; masanın altına yıkılıp kustular. Görnüşleri mide bulandırıcıydı. Birbirlerinin bacaklarını ısırdılar. Onlar birbirlerine sunturlu küfür ettiler. Karınlarının üstünde süründüler. 7.
