UzunHikâye

Öykü, inceleme, eleştiri



Artin Kemal, Şükran Kurdakul'un Kurtuluştan Sonra kitabından bir öykü. Yazar burada, yakın tarihimizin meşhur isimlerinden biri olan, İttihat ve Terakki karşıtı olmasıyla bilinen Ali Kemal’in son gününü anlatıyor. Asıl adı Ali Rıza iken Yahya Kemal’e sevgisinden dolayı Ali Kemal olarak anılmaya ve gazetelerde yazılarını bu isimle yazmaya başlıyor. Sonraları Ermeni yanlısı olarak görülen yazılarından dolayı İttihat ve Terakki ve Milli Mücadele çevrelerinde Artin Kemal’e dönüşüyor adı. [1] Şimdi bile ismi çeşitli çevrelerde hainlik ve devlet düşmanlarına yalakalık anlamında, bir sıfat olarak kullanılıyor.

“Union Square'de imza toplayan bir kadınla karşılaştım. Bana Wetlands'i anlatıp durdu. Wetlands Çevreci Merkez'i. Burası bir nevi değiştiğim yerdi. İşleyiş basitti. Canlı konserler veren bir bardı ama kazanılan parayla bir çevreci merkez finansa ediliyordu. Toplantılarına gittim ve aklımı başımdan alan o filmleri gösterdiler. Yaşadığımız dünyanın nasıl bir yer olduğunu hiç kendi gözlerimle görmemiştim. Sanki sonsuz bir uyanış yaşıyordum. O andan itibaren bilemiyorum, sanki at gözlüklerimi attım ve "Kahretsin. Ne bok yiyoruz biz?" dedim. Ve hemen onlara dahil oldum. Sürekli protestolara katıldım. Çok fazla mektup yazdım. Wetlands'da her hafta mektup yazdım. Her çeşitten farklı ajansa yüzlerce protesto mektubu yazdım. O ara Crandon, Wisconsin'de ulusal bir toplantı olacağı duyuruldu. Bende gittim. Utangaçtım. Şehirli bir çocuk. Doğayı fikir olarak seviyordum ama hayatım boyunca hiç açık havada uyumamıştım. 22 yaşında falandım. O zamana kadar gördüğüm her şeyden farklıydı. Bir ırmağa yüzmeye gidiyorduk. Kütüklere çıkıp atlıyorduk. Çıplak yüzüyorduk. Bütün bunlar benim için yeniydi. “

Kategori:

Beyaz Yakalılar kitabı üzerine yazarken şöyle söylemiştim:

""
Kişilerin (beyaz yakalıların) psikolojileri, kendileriyle hesaplaşmaları, hayallerinin yıkılıp gitmesini sorgulamaları, rüşvetle iyice aşınmış bir düzenin içinde yer almayı kendilerine yedirememeleri, kısacası çürümeye karşı sürdürdükleri psikolojik mücadele, öykülerin anlatımında belirgin biçimde öne çıkıyor. Bu mücadelenin parlak bir tasvirini “Beyaz Yakalılar” öyküsünün ilk cümlesinde görüyoruz:
""
“Boynunu gömlek yakasının sınırladığı çemberden kurtarma çabasıyla yukarıya kaldırmaya uğraşırken çenesi havada acayip çizgiler çiziyor ya, farkında bile değil. Bir süredir böyle tutarsız hareketler yapıyor.”

Şimdi öyküyü yeniden okuyunca, bu yorumun, en azından “Beyaz Yakalılar” öyküsü bağlamında, biraz zorlama olabileceğini düşünüyorum.

Kalan

03 Nis 2012

“rosa’yı neden isterim tanımanızı
bu metnin hakikatinin özünün rosa’yla ilişkisi olabileceği düşüncesinden.
gerçi insanın hakikatinin bulunabileceğini sanmasam da pek
onu aramaya çıktığımı itiraf etmeliyim size sevgili okurlar
günah çıkarır gibi
bir insanın günah çıkarırken bile söylediklerine inananlardan değişken
yazmak böyle bir şey belki de
hakikat diye bir şey olmayacağının bilinciyle
hakikatin öznellikte mi olduğunu
sorumlulukta mı
insanın en temel varlığının kayboluşuyla yitip gittiğini mi
toplumla senin yaratılışın oluşun arasındaki ipliklerde mi gerili durduğunu
düpedüz özgürlükte mi olduğunu bilmeden
sözcüklerden örülü bir metin
hakikati ne olabilir bu metnin
metnin içeriği
metnin içeriği
metnin içeriği”
s:10-11

Leyla Erbil okumak bir kazıya eşlik etmek gibi.

Tuhaf Bir Kadın

25 Mar 2012

1971’de yayımlanan Tuhaf Bir Kadın, Leyla Erbil’in ilk romanı. Roman dört bölümden oluşuyor: Kız, Baba, Ana ve Kadın. Roman, bir kadını okuyucuya anlatmaktan çok ötede, evde, Cumhuriyet döneminin entelektüel yaşamında, kentte ve 70’lerin sol camiasında kadın olmayı, kadınca olmaktan çekinmeden, korkusuzca tarif ediyor ve sadece konusuyla değil, farklı tekniklerin kolajlandığı anlatımıyla da çok güçlü ve yenilikçi bir eserin doyuruculuğunu yaşatıyor.

Karanlığın Sol Eli

19 Mar 2012

İyi bilim kurgunun iyi edebiyat oldu söylenir hep. Bunun en iyi örneklerinden birisi de Le Güin'in "Karanlığın Sol Eli adlı romanı kanımca.

Bir dünya düşünün, her yanı karla, buzla kaplı, ortalama sıcaklığın çoğunlukla eksi değerlerde olduğu, her zaman soğuk bir dünya; “Kış” gezegeni. Yazlar ve ilkbaharlar kısacık ve bildiğimiz anlamda mevsimler değil. Baharda her yan yemyeşil kesilip, yazın güneş yakmıyor. Yüksek teknoloji ürünü hiçbir şey yok. Maddi ve teknolojik ilerlemeler o kadar yavaş ki binlerce yıl sürüyor. Uçak, tren, gemi denen şeyden kimsenin haberi yok. Elçinin sorusuna verilen yanıt şudur;

“Hangi aklı başında adam uçmayı düşünebilir ki?”
Hiçbir kanatlı canlının bulunmadığı ve Yomesh’in kutsal meleklerinin bile uçmayıp karda yavaşça düşen kar taneleri gibi süzülüverdikleri bir dünyada makul bir yanıttı bu.s. 218

Film, graffiti'nin henüz yüzünü kimsenin görmediği, gerçek kimliğini kimsenin bilmediği İngiliz "star"ı Banksy'nin, "bu filmi nasıl ürettiğini" anlatan bir çeşit belgesel. (Banksy, bu filmle tanıyıp bir çalışmasını bilgisayarımın masaüstünde taşıdığım, çok saygı duyduğum, çok sevdiğim bir sanatçı. Sitesindeki galerisini gezmenizi ısrarla öneririm! )

Kategori:

Tekne hafif yolla, sessizce iki maviliğin arasından kayıyor. Bugün daha mola edilmedi. Üst güvertede Reis, sabah gün ağardığından bu yana, radarların, sonarların ekranlarına sıvanan rengarenk ışıltılarda balık izleri arıyor.

Birkaç tayfayla büyük kamarada oturuyoruz. Hafifçe aralık camdaki, ince bir rüzgar ıslığı, belli belirsiz duyuluyor. İçeriye sigara dumanı ve kızarmış balık kokusu sinmiş. Kapıyı, pencereleri saatlerce açık tutsan da çıkmıyor. Çocukluğu koyun sürüsünün ardında geçen, yaşamın birkaç yıl önce denizlere savurduğu Adem anlatıyor;

“İnsanla bir arada yaşamak zor. Aylarca berabersin denizin ortasında. Hele böyle eni boyu belli, bir karış yerde… Bazen günlerce limana uğramadığımız oluyor. Su bitiyor. Yıkanamıyorsun. Kokuyorsun, kokuyorlar. Herkes, her yer, her şey bir şeylere kokuyor.

Karanlık Ayna*

09 Mar 2012

“Kitle” kavramı, bir yandan bir grup insanı (hedef kitle) belirli bir amaç için (üretim, tüketim, gösteri vb.) bir araya getirir. Bir yandan da tanımlanmış olası kitlelerin dışının olmadığını varsayar. Tüm toplum, teoriyi üretenler tarafından tasarlanmış varsayımsal kitlelerden ibaretmiş gibi davranılır. Bunun ötesi kabul edilmez. Herkesi ekran başına toplayan bir olay karşısında bu refleksi göstermeyen bir kalabalık olabileceğini düşünmez. TV izleyemeyenler ya da bir elektronik bağlantısı olmayanlar hesaba katılmaz. Teorinin özü bu eksikliği besler ve ondan beslenir.

Kategori:

Beyaz Yakalılar, yazarın "kafa emekçileri"ni anlattığı 15 öyküden oluşuyor. 27 Mayıs hareketinin getirdiği özgürlükçü havanın, sendika özgürlüğü, kişisel haklar ile ilgili gelişmeye, evrimleşmeye calışan toplulukların hikayesi anlatılıyor. Kitabın tamamını okuyamadığım için kitapla ilgili kesin yargılarda bulunmayı tercih etmedim, eren'in değinilerini, kitapla ilgili değerlendirmelerini tekrar gözden geçirmekte yarar var.

Kitabın ilk bölümüyle birlikte yaptığı işten fazlasıyla sıkılan, çalıştığı insanlara biraz da tepeden bakan birinin sıkılgan ruh hali seziliyor. Buradan da işlerin sıradanlığına, hemen ardından da makine - insan arasındaki sebebini ya da sonuçlarını tam olarak da anlayamadığım bir kıyaslamaya geçiliyor. Yazarın cok da ete kemiğe büründüremediğini düşündüğüm karakterinin makineleşen, sıradanlaşan yaşamına tanık oluyoruz.